Sayfalar

22 Mayıs 2017 Pazartesi

27.Neml Sûresi 1-6. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

1 Tâ-Sîn!1
Bunlar Kur'an'ın, yani açık ve açıklayıcı olan ilâhi kelâmın âyetleridir:2
2 inananlar için bir rehber ve bir müjdedir.3
3 Onlar ki, namazı hakkını vererek kılarlar, arınıp yücelmek için ödenmesi gereken bedeli öderler;4 zira onlar, âhirete gönlü yatarak inananların ta kendisidirler.5
4 Âhirete inanmayanlara gelince...Biz onlara yapıp ettiklerini süslemişizdir; bu yüzden onlar saplandıkları (kuşku) bataklığında debelenip dururlar;6
5 azabın en kötüsüne duçar olacak kimseler işte böyleleridir; ve onlar, evet onlardır en büyük kaybı yaşayacak olanlar.
6 Ve elbet sen de bu Kur'an'a, her şeyi bilen, her hükmünde tam isabet edenin katından nail kılınmaktasın.

Dipnotlar
1 Nüzul sürecinde ilk geçtiği Kalem 1'in ilk notuna bakınız.
2 Kur'an'ın mubîn vasfı, ister yüceltme ister inkâr sûretinde olsun, her tür anlaşılmazlık iddiasını reddeder (12:1; 26:2, not 2 ve2).
3 Vahyin içeriğinde yer alan müjdeler hariç, bizzat kendisi bir müjdedir. Yani, Allah'ın insandan umut kesmediği müjdesidir.
4 Lafzen "zekâtı verirler". Taberî bu ibâreyi alternatif bir anlam olarak "günah kirinden kendilerini arındırırlar" mânasını verir. Çevirimizin gerekçesi için bkz: 7:156, not 116. Mekkî olan bu âyet, çok daha sonra ölçü ve kuralları belirlemiş bir ibadete dönüşecek olan "zekât"ı ifade etmekten çok, Hâkka 34, Fecr 18, Mâ'ûn 3,7 gibi âyetlerde dile getirilen inkârcı mantığın zıddını ifade etmektedir. 
5 İmân kalbin yönelişi, îkân yöneldiği şeyden kalbin mutmain olmasıdır. Kelimenin türetildiği yakîn, bilginin marifeti de aşıp fehme ulaşması ve artık insanın iç dünyasının karar kılması halidir (Râğıb).
6 Ya'mehûnun türetildiği el-ameh "şaşkınlıktan dolayı bir işte tereddüde düşmek" (et-tereddüt fi'lemr mine't-tehayyür) anlamına gelir. Böyle olan sanki "kör" biri gibi davranır.

21 Mayıs 2017 Pazar

23.Mü'minûn Suresi 1-11. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

1 Doğrusu,1 gereği gibi inananlar2 gerçek kurtuluşa erecekler.3 
2 Onlar ki, ibadetlerinde derin bir ürperti ve tevazu4 içinde olurlar;
3 onlar ki, boş ve karalayıcı sözlerden yüz çevirirler;5
4 onlar ki, arınmak için gerekeni yaparlar;
5 onlar ki, iffetlerini korurlar; 
6 fakat kendi eşleri, yani meşru olarak sahip oldukları müstesna;6 zaten onlar (meşru eşleriyle paylaştıkları cinsellikten dolayı) kınanmazlar. 
7 Ama bu sınırın ötesine geçen kimseler, haddi aşmış olanlardır.
8 yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler; 
9 ve onlar ki, ibadetleri üzerine titizlenirler.7
10 İşte onlar, (mutluluk yurduna) vâris olacak kimselerdir:
11 onlar ki, görkemli cennetlerin mirasçısı olacaklar,
8 onlar orada ebedi kalacaklar.9


Dipnotlar
1 Mazi fiilin başında gelen kad, ya bir beklentiye cevap ya da haksız bir ithamı red içindir. 
2 el-Mu'minûndaki belirlilik, anlama "gereği gibi" ifadesiyle yansıtılmıştır.
3 Lafzen: "kurtuluşa ermişlerdir". Kur'an'da örneğine çokça rastlanan dil kuralına göre gerçekleşmesi kesin olan bir olay hakkında, muhatabın inancını pekiştirmek için, geçmiş zaman kipi kullanılır. Sûrenin ilk âyeti "inananlar kurtuluşa erecekler" derken, sondan bir önceki 117. âyeti "inkârda ısrar edenler asla kurtuluşa eremeyecekler"der.
4 Salât, ekâme yardımcı fiili olmaksızın kullanıldığı bu bağlamda, "ibadet ve kulluk" vurgusuna sahiptir. (Bkz: 107:4, not. Ayrıca krş 8:35 ve 87:15, ilgili notlar.) "Baş eğmek, boyun bükmek" mânasındaki huşû'un hudû ile farkı şudur: İlki ses ve bakışta, ikincisi bedende tezahür eder (Mekâyîs). Fakat buna itiraz eden İbn Dureyd, huşû rukû ile açıklanmıştır (Cemhera). Esasen gönülden kopup gelen bir ürpertinin, insanın başını sonuna kadar eğmesidir. Buradaki salât genel manâsıyla "namaz"dır. Namazın başı kıyam, ortası rükû, sonu secdedir. Namazın bir rekâtının ana hattını oluşturan bu sürecin, kuru bir âyin olarak değil de, kalbî bir ürpertiye bağlı olarak süreç içinde gelişmesine huşu' denir. Sözün özü huşu: Akleden kalbin namazına bedenin katılmasıdır. 
5 Hem düşmanlarından gelen, hem de kendilerinden sâdır olan boş ve karalayıcı/yaralayıcı sözlerden... Lağv, amacı gerçekleştirmede herhangi bir işlev üstlenmeyen söz, tavır, eylem ve her şey. Kelime daha sonra Fussilet 26'da gerçtiği anlamıyla "çirkin ve karalayıcı" anlamını almıştır (Müfredât ve Mekâyîs). Mukâtil âyeti "Müşriklerin boş ve karalayıcı sözlerine aldırmazlar" şeklinde anlamıştır. 
6 Buradaki eve beyaniyye işlevi yükleyen Esed'in bu âyetin yorumuna ilişkin emeğe dayalı açıklamasını buraya alıyorum: "Çoğu müfessir bu ibârenin şüphe götürmez bir biçimde kadın kölelerle ilgili olduğu ve ev takısının da meşru seçeneklerden birine işaret için kullanıldığını ileri sürmüşlerdir. Bu geleneksel yorum, bizce, kadın kölelerle evlilik dışı cinsel ilişkinin meşruiyetini öngördüğü sürece doğru ve kabul eedilebilir gözükmemektedir: çünkü böyle bir öngörü ya da ön kabul Kur'an'ın kendisiyle çelişmektedir (4:3; 24, 25; 24:32). Üstelik sözü geçen yoruma karşı yapılabilecek tek itiraz da bu değildir. Çünkü Kur'an mü'minler terimiyle hem erkek hem de kadın mü'minleri kastetmekte; ezvÂc (eşler) terimi de hem erkek hem de kadın eşlere işaret etmektedir. Bunun içindir ki, mâ meleket eymanuhum ifadesinin "onların kadın köleleri" anlamına yorulması için ortada hiçbir neden yoktur. Öte yandan bu ifadeyle erkek ve kadın kölelerin birlikte kastedilmiş olması da söz konusu olmadığına göre, ifadenin hiçbir şekilde kölelerle ilgili olmadığı fakat Bakara sûresinin 24. âyetindeki gibi nikâh ya da evlilik yoluyla meşru olarak sahip oldukları kimseler anlamına geldiği aşikârdır." Bu konudaki açıklamalarımız için bkz: 4:24 ve 47:4, ilgili notlar).
7 En geniş anlamıyla: Allah'a karşı esas duruşlarını korurlar.
8 Kökenini Kehf 107'nin notunda dile getirdiğimiz el-firdevs, "İçerisinde her türden ağaç, özellikle üzüm bağları bulunan görkemli bahçe" anlamına gelir. Kur'an'da iki yerde geçer (diğeri 18:107). Fihâdaki dişil zamir eril bir kelime olan firdevsi (ç. ferâdîs) gösterdiğine göre, bu kelime "cennet" yerine kullanılmaktadır. Çevirimiz buna  dayanır. Sahih hadislerdeki kullanımdan, firdevsin cennetin en görkemli yeri/tepesi olduğu sonucu çıkmaktadır (Taberî). Bunun esas alınması durumunda, çeviri "cennetlerin en görkemli yerinin vârisi.." şeklinde olacaktır.
9 Sûrenin ilk pasajıyla Me'âric 22-35 arasındaki benzerlik dikkat çekicidir.  

20 Mayıs 2017 Cumartesi

22.Hac Sûresi 49-57. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

49 (Ey Peygamber!) De ki: "Ey insanlar Şu bir gerçek ki, ben size gönderilmiş anlaşılır sözler söyleyen bir uyarıcıyım.72 
50 Ve işte (Allah'tan aldığım uyarı): İmanda sebat eden, o imanla uyumlu ıslah edici davranışlarda bulunan kimseleri sınırsız bir bağış beklemektedir.73
51 Ama âyetlerimizi etkisiz kılmak için çaba harcayanlara gelince: işte onlar, gözleri faltaşı gibi açacak dehşet bir ateşe duçar olacaklar.74
52 Hem senden önce kimi rasul ve nebi olarak göndermişsek,75 (sonuç almayı) umdukları her seferinde, şeytan mutlaka onun idealindeki amaca ilişkin beklentisine gölge düşürmeye çabalamıştır.76 Fakat Allah, şeytanın çabasını boşa çıkarır; dahası Allah, âyetlerini kendi içinde açık ve birbirlerini açıklayıcı kılar: zira (yalnızca) Allah'tır her şeyi bilen,77 her hükmünde tam isabet kaydeden.
53 (Allah'ın) şeytanın engel koyma çabasına (izin vermesi), yalnızca kalplerinde bir tür hastalık bulunan ve iç dünyaları kararmış olan kimseleri sınamak içindir.78 İşte bu tür zalimler, kesinlikle derin bir cepheleşme içindedirler.79
54 Yine (bunun bir nedeni) de, bilgi ve bilginin amacını kavrayanlar80 bu (mesajın) Rabbinden gelen hakikatin ta kendisi olduğunu anlasınlar diyedir. Bu sayede ona inanacaklar, nihayet kalpleri ona tam bir teslimeyetle yatışacaktır. Şu bir gerçek ki, Allah inanıp güvenen kimseleri dosdoğru bir yola yöneltir. 
55 İnkârda direnen kimseler ise, Son Saat kendilerini ansızın gelip buluncaya ya da (yaşama sevincinin) kökünü kurutan bir günün81 tarifsiz azabı kendilerine kavuşuncaya kadar, bu mesajın kaynağı hakkında82 kuşku duymaya devam edecekler.
56 Hâkimiyetin tamamı o gün, sadece Allah'a ait olacaktır. O onları yargılayıp aralarında hüküm verecektir. İşte bunun sonucunda iman eden ve o imanla uyumlu davranış sergileyen kimseler, her türlü nimetle dolu olan cennetlere yerleşecekler.
57 Ama inkârda inat eden ve Bizim âyetlerimizi yalanlayanlara gelince,
83 işte onların hakkı, onur kırıcı bir terkedilmişliğe mahkûm olmaktır.84

Dipnotlar:
72 Mubîn: "Bâtıni ve gizemli olmayan". Zımnen: Beni bir takım üstü kapalı ve esrarlı sözler söyleyen kâhinler, şamanlar, şairler ve hikâyecilerle, mesajımı da şifre ve bâtınî sırlarla dolu kehanet, ezoterik şiir ve mitolojiyle karıştırmayın. Kaynağı ve amacı hakikat olan bir mesajın kendisi de açık ve berraktır (mubin).
73 Mağfiretun ve kerimun'deki belirsizlik, çevireye "sınırsız" ve "tarifsiz" olarak yansımıştır.
74 Cahîm ile ilgili bkz: 73:12, not 13.
75 "Kaynağından hedefine doğru uzayıp giden" anlamına gelen risl kökünden türetilen rasul ile, "bir yerden bir yere intikal" anlamına gelen neb'e kökünden türetilen nebî arasındaki fark şöyle açıklanabilir: Her Peygamber vahyin kaynağına nisbetle nebî, vahyin hedefine nisbetle rasûldür. Klasik kelâmın vahyiden kopuk ön kabullerinin aksine, Kur'an açıkça şunu söyler: Her nebî aynı zamanda rasûl, her rasûl de aynı zamanda nebîdir. Nübüvvete ilişkin vahiy "Oku, yaratan Rabbin adına!" (96:1) ile başlayan ilk âyetler, risalete ilişkin ilk vahiy ise "Sen ey içine kapanan kişi! Kalk ve (insanları) uyar!" (74:1-2) âyetleridir. Kur'an'da genelikle Hz. Peygamberin şahsıyla ilgili hitaplar nebi, misyonuyla ilgili hitaplarda rasul kullanılırsa da, birbirlerinin yerine kullanıldığı da vakidir. 
76 Temmenni "takdir etmek" anlamına alınarak Allah'a isnat edilirse zımnî anlam "senden önceki her elçi için Allah'ın korumasına muhtaç şeytanın vesvesesine açık bir insan olarak (melek değil) göndermeyi takdir ettik" (Ebu Müslim'den Râzî). Temennâ ve umniyye, "Nihaî karar, kader, takdir, sonucu belirleyen ölçü" anlamına gelen el-menâ kökünden türetilmiştir. "Döl suyu"na meni denilmesi de bundandır. Temenna "idealindekine ulaşmak için beklenti içine girdi" anlamına gelir. Hem karşılığı olan, hem de karşılığı olmayan beklenti için kullanılır. Aynı şey umniye (ç. emaniy) için de geçerlidir. Hem "olabilirlik derecesi yüksek idealler hedefleyip o amaca ulaşma  umut ve arzusuna", hem de "ulaşmasına imkânsız sahte hedefler, ham hayaller kuruntular peşinde koşmaya" delâlet eder (Lisân ve Mekâyîs). Kur'an'da her iki anlamıyla da kullanılmıştır. Bu âyetten de açıkça anlaşılmaktadır ki, insanın ideallindeki nihâi amaca ilişkin umut ve beklentileri hedefinden saptırılabilir. İdeallerine ulaşma arzusu, insanı ahlâkî ilkelerden saptıran bir tutkuya dönüşmemelidir. Hayalindeki sonucun henüz gerçekleşmemiş güzelliği başını döndürüp, kendisini yoldan alıkoymamalıdır. 
77 Bu 'alim ismi "geleceğe yönelik ideal beklenti" ile alâkalıdır. Geleceğe ilişkin ideal beklentiler ve ütopik hayaller içine girenlere geleceği sadece Allah'ın bildiği hatırlatılmaktadır. 
78 "Kalplerinde hastalık bulunanlar" ile ilgili genel bir okuma için bkz: 74:31, not 24.
79 Lafzen: "derin bir kopuş.." Bu kopuşun sahibi, kendi kendine kıyan biridir (zâlim). Şikâkın "muhalefet, karşıtlık" anlamı göz önüne alındığında, "cepheleşme" en uygun karşılık gibi göründü. Kelimenin semantik seyri de bizi "kendisiyle ve Rabbiyle kavgalı olma" mânasına ulaştırır.
80 'İlmi çevirimiz için bkz: 21:74, not 74.
81 Akîm hem faili olarak "soy kurutan" hem de mef'ul olarak "soyu kurumuş" anlamına gelir. Yevmin akîm, "içerisinde mutluluk ve sevinçten eser kalmamış zaman" demektir (Râğıb).
82 Minhudaki zamir Allah'a ait olabileceği gibi, bir önceki âyetteki ennehudaki zamirin merciine de ait olabilir. İki tarafı da görecek şekilde gelmesi şöyle bir nükte içerir: mesajını inkâr Allah'ı inkâr anlamına gelir.
83 Burada çarpıcı olan iman ve sâlih amelin karşısına küfür ve tekzibin yerleştirilmesidir. Bu durumda sâlih amel, tasdikin zorunlu sonucu olup çıkmaktadır. 
84 Azâbın "terk etme, alıkoyma, engel olma" anlamı için bkz: 68:33, not 29.

19 Mayıs 2017 Cuma

20.Tâhâ Sûresi 115-127. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım


115 VE doğrusu Biz Âdem'e, her şeyden önce, talimatımıza (uygun bir fıtrat) nakşetmiştik;98 fakat o buna yabancılaştı;99 dolayısıyla Biz onu bu hususta kararlılık sahibi bulmadık.
116 Hani meleklere "Âdem(oğlu) için emre âmâde olun!"100 dediğimiz zaman, onların tümü hemen emre âmâde olmuştu; fakat sadece İblis101 yüz çevirmişti. 
117 Bunun üzerinen Biz de "Ey Âdem!" demiştik, "İşte bu, sana ve eşine tarifsiz102 bir düşmanlık beslemektedir; dolayısıyla, onun sizi has bahçeden çıkarma girişimlerine karşı çok dikkatli olun; yoksa bedbaht olursun!103 

118 Zira aklından çıkarma ki burada aç değilsin, açık değilsin; 
119 yine unutma ki burada ne susuzluk çekersin, ne de sıcağa maruz kalırsın!"
120 Hal böyleyken şeytan onu vehimlere sürükleyerek "Ey Âdem!" dedi, "Sana sonsuzluk ağacını ve sonu gelmez bir saltanatın (yolunu) göstereyim mi?"104
121 Derken o ikisi ondan yediler Bunun ardından kendi cinselliklerinin farkına vardılar ve başladılar has bahçenin yapraklarından topladıklarıyla üzerlerini örtmeye; sonuçta Âdem Rabbine karşı gelmiş ve huzurunu bozmuş oldu.105
122 Nihayet Rabbi onu seçip arındırdı. Dolayısıyla hem tevbesini kabul etti,106 hem de ona (sorumluluğunu ifa edecek) yolu göstererek 
123 dedi ki: "O makamdan hep birlikte birbirinize düşman olarak inin!107 Bundan böyle de, Benim katımdan size doğru yol bilgisi gelecektir: artık kim Benim gösterdiğim yolu izlerse, işte o ne sapacak ne de kendini yitirecektir.108

124 Fakat, kim de Benim uyarıcı mesajlarımdan109 yüz çevirirse, iyi bilsin ki onun hayat alanı daraldıkça daralacak110 ve Kıyamet Günü biz o kimseyi kör olarak kaldıracağız.

125 O kimse "Rabbim" diyecek, "Niçin beni kör olarak haşrettin; oysa ben daha önce gören biriydim?"
126 (Allah) "Evet, öyle!..."111 diyecek, "Sana Bizim âyetlerimiz ulaşmıştı, fakat sen onları unutmuştun; sonuçta bugün de sen unutulacaksın, hepsi bu!"
127 İşte Biz de, haddi aşan112 ve Rabbinin âyetlerine güvenip inanmayan kimseleri böyle cezalandırırız;113 hele bir de âhiret azabı var ki, o çok daha şiddetli ve çok daha kalıcıdır.



Dipnotlar
98 A'râf 11'den de açıkça anlaşılacağı gibi Kur'an'ın tamamında Âdem'in kısası Âdemoğlu'nun kıssasıdır. (Âyetin notuna bkz.) Burada tüm insanları içine alan bir fıtrat sözleşmesinin dile getirildiği hatırlatılmaktadır: "Onlar ki Allah'a verdikleri söze sadâkat gösterirler ve fıtrat sözleşmesini ihlal etmezler (13:20). Metinde ki ilâ edatı, "söz aldık" anlamına gelen 'ahidnâ'ya düz anlam  verilmesini güçleştirmektedir ("Âdem'e söz aldık"?). İlâ edatı hedeflenen zaman ve mekânın nihayetine delâlet eder (İtkân II, 161). Burada, insanoğlunun yaratılış amacını gerçekleştirecek kıvama getirildiği ifade edilmektedir. Başka âyetlerde tasvir edilen 'üflenen ruh' ile beşerlikten insanlığa geçiş, Allah-insan arasında zımnî bir sözleşme (misak, ahd) olarak nitelendirilir (Bkz: 15:29; 38:72). Parazatez içi açıklamamız bu mülahazalara dayanmaktadır.
99 Nesiye, "o söyleneni unuttu" ya da mecazen "sırt çevirdi, tanımazdan geldi" anlamına gelir. Nisyan, "insanın kendi muhafazasına emanet edilmiş bir şeyi terk etmesidir". Bu, akıl zafiyetinden  olabileceği gibi, aldırmazlıktan ya da kasıt sonucu da olabilir (Bkz: özellikle bu âyet bağlamında sözcüğü ele alan Râğıb). Doğaldır ki, insanın kendi özüne yerleştirilmiş olan fiilî bir sözleşmeyi (ahd misak, fıtrat) unutmasının en doğru karşılığı "kişinin kendisine yabancılaşmasıdır"dır.
100 Secde'nin yorumu ve Âdem'i "Adem(oğlu) olarak çevirmemizin gerekçesi için bkz: 7:11, notlar 6 ve 7. 
101 Allah ile ilişkisi anlatılırken İblis, insan ile ilişkisi anlatılırken şeytan olarak anılır (Bkz: 81:25, not 21). Altı yerde anlatılan bu kıssa "Atalar da yanılır" iması taşır.
102 Aduvvun belirsiz kullanılmasının anlama teksÎr olarak yansıması (Bkz: İtkân II, 292).
103 Âyette hitap Âdem ve eşine yönelik başladığı halde, son cümlede sadece Âdem'e yönelereke biter. Metnin bu yapısı, İsrâillî rivayetlere dayanan Havva'nın Âdem'i ayarttığını yaygın kanaatinin tam tersini verir. 
104 Şeytanın ebedileşme ve mükemmelleşme tuzağına düşürmek için kullandığı farklı bir söylem de şudur:"iki melek (gibi) olursunuz ya da ölümsüzleşirsiniz" (7:20).
105 Ğavâ, "bâtıl inançtan kaynaklanan cehalet" anlamına gelen el-ğayyu kökünden türetilmiştir. Kelimeye "kaybetti, kendini yitirdi, günah işledi" anlamları yanında, "hayat düzenini bozdu" (fesede 'ayşuhu) anlamı da verilmiştir (Râğıb).
106 Dünyanın Âdem(oğlu) için bir sürgün yeri olduğu türünden söylemleri Kur'an desteklemez. Zira Allah, Âdem'in tevbesini kabul ettikten sonra, tevbesinin ödülü olarak ona yeryüzünü inşa sorumluluğunu vermiştir.
107 Âdem ve Havva'nın şahsında tüm insan soyuna bir hitaptır (Zemahşerî). Ebu müslim'e göre bu tesniye zamiri Âdem ve Havva'nın şahsında her iki türün tamamına yöneliktir (Nkl:Râzî).
108 Yeşkânın muhtemel anlamaları hakkında bir çıklama için 121'in ilgili notunu bkz. Bu pasajın ana fikri şudur: Âdem de şeytan da Allah'a asi oldu. Âdem'i adam eden hatasını itiraf etmesi, İblis'i şeytan eden de hatasını savunmasıdır.
109 Buradaki zikrden amaç vahiydir. Çünkü zikrî tamlamasında zikr tamlanan olarak gelmiştir. Üstelik bağlam da "İlâhi mesaj"la ilgilidir.
110 Ma'îşeten danken sadece ekonomik daralmayı değil, aynı zaman ve mekân başta olmak üzere hayatın her alanındaki daralmayı ifade eder. Kur'an'ın amaçları göz önüne alındığında, burada maddi alandan çok mânevi alanın kastedildiği açıktır.
111 Kezalike zarfının farlı bir kullanımı için Kehf sûresinin 91. âyetine bakınız.
112 Lafzen: israf eden, haddi aşan kimseler.." Esrafenin türetildiği kök olan es-seref, "isanın herhahgi bir eyleminde aşırı gitmesi, haddi aşması" mânasına gelir (Râğıb). Burada dile getirilen israf, kuşku yok ki 39:53'te geçen "Ey hadlerini aşıp kendilerini israf eden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz!" ibâresinde geçenle aynı çağrışıma sahiptir.
113 İmanın ahlâkî karşılığı olan "güven" için bkz: 9:61, not 75.

17 Mayıs 2017 Çarşamba

16.Nahl Sûresi 41-42. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

41 Beri yandan, uğradıkları zulmün ardından Allah yolunda hicret edenlere gelince:46 kesinlikle onları dünyada güzel bir konuma yerleştireceğiz, fakat öte dünyadaki karşılıkları çok daha büyük olacaktır. (İnkârcılar) keşke kavrayabilselerdi 42 eza ve cefaya karşı direnen ve sadece Rablerine dayanan kimseleri (bekleyen bu güzellikleri)...

Dipnotlar

46 Burada kastedilen Habeşistan'a hicret olabileceği gibi, sonradan adı Medine olarak değişecek olan Yesrib'e hicret de olabilir. Sûrenin hicretten iki yıl önce indirildiği kabul edilecek olursa, bu dönemde bir çok mü'min Yesrip'e göç etmişti. Muhtemelen hicretin özel anlamıyla kullanıldığı ilk yer burasıdır. Hicret imkânların tükendiği yerden imkânların yeniden üretileceği yere göç etmek, giderken de çıkarıldığın Mekke'yi yüreğinde götürmektir.

13.Ra'd Sûresi 12-18. Âyetler


Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

12 Size korku ve ümidi (birlikte) yaşatmak için şimşeği gösterip yağmur yüklü bulutları sevk eden O'dur.23
13 Gök gürültüsü sınırsız bir övgüyle O'nun yüce kudretini dillendirmekte, melekler ise bunu derin bir tazim ve saygıdan dolayı yapmaktadır; dahası O, yıldırımları gönderip dilediğini ona hedef kılmaktadır; onlar ise, istediğini ustalık ve ince bir planla gerçekleştirmekte mahir olduğunu bildikleri hâlde, hâlâ Allah hakkında tartışmaktadırlar.
14 Mutlak hakikati gözeten gerçek bir dua, yalnızca O'na yönelik olmalıdır.
24 O'dan başka yalvarıp yakardıkları varlıklar, hiçbir şekilde taleplerine karşılık veremezler. (Onların durumu), tıpkı ellerini suya doğru açıp da ağzına (suyun) ulaşmasını bekleyen kimse (gibidir); bu durumda o asla suya kavuşamayacaktır.25 Kâfirlerin duası, başka değil, sadece tarifsiz bir sapıştan ibarettir.
15 Göklerde ve yerde olan her varlık, onların sabahtan akşama (ilâhi yasaya bağlı olarak değişip duran) gölgeleri de dahil, ister istemez Allah'a secde ederler.
26
16 Onlara: "Gökleri ve yerin Rabbi kimdir?" diye sor ve "Allah'tır" cevabını ver!
(Şimdi de) de ki: " Ne yani, şimdi siz Allah'ı bırakıp da kendilerine bile bir yarar sağlayamayan ve muhtemel bir zararı önleyemeyen varlıkları yâr ve yardımcı mı atadınız?" ilave et: "Hiç görenle görmeyen bir olur mu? Ya da, karanlıklarla (bir ışık kaynağına sahip olan) aydınlık nasıl bir tutulabilir? Yoksa onlar Allah'a O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar tesbit ettiler de, bu yaratış kendilerine (Allah'ın yaratışından) ayırt edilemeyecek kadar benzer mi göründü?"
De ki: "Her şeyin yaratıcısı yalnızca Allah'tır: zira tüm varlığa boyun eğdirecek olan mutlak otorite sahibi biricik güç sadece O'dur."
17 O, gökten su indirdi. Bu sayede vadiler hacimleri kadar suyla dolup taştı. Derken akıntı, (yüzeyde biriken ne kadar) köpüklü tortu ve atık varsa alıp götürdü. Bir tür takı ya da alet yapmak amacıyla potada eritilen (metalin hasını, yüzeyine çıkan) köpüklü posadan arındırma işlemi gibi...
İşte Allah hak ile bâtılı bu misalle açıklar. Artık bakılır: eğer köpüklü tortuysa sonuçta atılır gider, fakat eğer insanlığın yararına bir şeyse yerli yerinde durur.
27 
İşte Allah böylesi misalleri veriyor.
18 Rablerinin çağrısına güzel bir biçimde karşılık verenlere daha güzeli var. O'nu karşılıksız bırakan kimselere gelince:28 eğer ki yeryüzündeki her şey onların olsaydı ve bir o kadarına daha sahip olsalardı, (O gün düştükleri durumdan) kurtulmak için, hiç tereddütsüz hepsini verirlerdi. İşte, hesapların en kötüsü onları beklemektedir ve onların meskeni cehennemdir: o ne kötü bir son duraktır.


Dipnotlar:

23 Hayatın yasası budur: "Zorlukla beraber tarifsiz bir kolaylık vardır" (94:5).
24 Dua kulun Allah karşısındaki klas duruşudur. Âyetteki el-Hakk hem bâtılın zıddı olan hakikate hem de hakikatin kaynağı olan Allah'a delâlet eder (Krş: Zemahşerî). Biz bu ikisini de gören bir anlamı tercih ettik.
25 Allah'tan başkasına yalvarıp yakarmak, sudan su istemeye benzetiliyor. Bu muhteşem teşbih, Fâtiha 4.'ün tefsiri mahiyetindedir.
26 Zımnen: Gölgesine bile söz geçiremeyen insanın Allah'tan bağımsız bir hayat iddiası gülünçtür. Allah'ın yasasına boyun eğme bağlamında eşya ve gölgesi metaforunun kullanıldığı Nahl 48. âyet, bu ifadenin meali niteliğindedir. Parantez içi ilavemizin gerekçesi de budur.
27 Zımnen: Allah seni hayatın imtihan potasında eritmeyi murad etti ey insanoğlu! Gözden çıkarılmamak istiyorsan, cürufa değil cevhere çıkmaya bak.
Bu âyetteki mâdenin ceherini curufundan ayırma tasviri, ilk defa dünyada 1911 yılında keşfedilip uygulanmaya başlanan ve adına "flotasyon" denilen yönteme de yorulabilir. Bu yönteme göre, toz haline getirilen mâden, su dolu bir havuzda köpük yapıcı maddelerle karıştırılır. Bu işlemle curufundan ayrılan mâdenin cevheri kalır. Ne var ki bu türden "bilimsel tefsir" yöntemine giren yorumlar bir yere kadar açıklayıcı olsa da, vahyin maksadını ifade etmez, Zira âyetin ana maksadı siyak ve sibakının da gösterdiği gibi Allah'a kullukta ihlas ve tevhiddir. Metalurji alanına dair bilgi vermek, vahyin esas maksatları arasında yer almaz.
28 15. âyette dua eden insan, icâbet eden Allah'tı. Burada ise davet eden Allah, icÂbeti istenen insandır. Bu da gösteriyor ki dua Allah-insan ilişkisinde çift boyutlu bir özelliğe sahiptir. İbadet insanın Allah'a duası vahiy Allah'ın insana 'duası'dır.


15 Mayıs 2017 Pazartesi

11.Hûd Sûresi 12-14. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

12 Ve Sen (Ey Nebî!) Onlar "Onun üzerine bir hazine indirilmeli değil miydi?" ya da "Onunla birlikte bir de melek gelseydi (ya)!" diyorlar diye için daralacak, belki de bu yüzden sana indirilen kimi vahyi terk edeceksin!20
Unutmaki sen sadece, kendini uyarmaya adamış birisin! Allah ise, her şeyi en ideal mânada koruyan bir otoritedir.21
13 Yoksa "onu o uydurdu" mu diyorlar? 
De ki: "Madem öyle, eğer dürüstseniz haydi Allah dışında gücünüzün yetip elinizin erdiği herkesi yardıma çağırın; siz de onun seviyesinde 'uydurulmuş'(!)22 on sûre getirin de (görelim)!23 
14 Fakat, eğer onlar sizin çağrınıza cevap veremezlerse; o zaman bilin ki (Kur'an vahyi) yalnızca Allah'ın ilmiyle indirilmiştir; 
yine (bilin ki) O'ndan başka ilâh yoktur; 
Değil mi ki, artık sizin O'na kayıtsız şartsız teslim olmanız gerekir?

Dipnotlar
20 Fe elaalleke, bir "ihtimali" ifade eden İlâhi bir eleştiridir. Bu, "kimi vahiylerin terk edilme" ihtimalidir. Nebi'ye Vekîl olanın kedisi değil Allah olduğu söylenerek bu ihtimal ortadan kaldırılmıştır. Hz Peygamber'in göğsünü daraltan ve saçlarını ağartan, yalnızca kendi başına karşılamaktan âciz olduğu Mekkelilerin mucize talepleri değildir. Aksine, geçmişte mucize talep eden tüm inkârcı toplumların gelen mucizeye rağmen iman etmediklerini, bunun sonucunda da geriye dönüşü mümkün olmayan bir helâk sürecine mahkûm olduklarının biliyor olmasıdır. Söz konusu toplumların helâki, bir film şeridi gibi bu sûrede de aktarılacaktır. Bu örneklerin tamamında da süreç aynıdır:
Peygamber gönderilir. Toplum mesajı inkâr ederek mucize ister. Mucize verilir ve toplum mucizeyi yalanlar. İlâhî ceza geri alınmaz bir biçimde  kesinleşir ve infaz süreci başlar. Bu arada ahlâkî kokuşma toplumu ayakta tutan tüm unsurları yok ederek ölümcül bir hastalık gibi sosyal bünyeyi çepeçevre kuşatır. Çöküş kaçınılmaz olur. En sonunda toplum yeryüzünden silinip gider. İşte Hz Peygamber'in içini daraltan Mekke İnkârcılarının da kendilerini bu geriye dönülmez helâk sürecine sokacak sorular sormaya başlamalarıdır. Böyle başlayan bir sürecin feci sonunu bilmek, Resulullah'ı tedirgin etmektedir.
21 Zımnen: Vekil değil nezîr ol! Allah adına taahhüt altına girme, görevini yap! Bu sana yeter.
22 İnkârcı muhataplara nükteli bir meydan okuma. Parantezli ünlem, kelimede içkin olan ince ironiye işaret eder.
23 Bakara 23-24 ve Yûnus 38'de bu meydan okuma mutlak olarak herhangi bir sûre içindir. Buradaysa "on sûre getirin" şeklinde yer almaktadır. Bu, bazı müfessirleri Yûnus sûresinin Hûd'dan sonra indiğini sonucuna götürmüştür (İbn Atıyye). Menâr sahibi bu meydan okuyuşun kıssalar için geçerli olduğunu söyler.




Hûd Sûresi 9-19. âyetler. Bayraktar Bayraklı Tefsir Dersi


71-Hud Suresi 1-24 / Mustafa İslamoğlu - Tefsir Dersleri