Sayfalar

Cüz 19 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cüz 19 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2017 Salı

25. Furkân Sûresi 35-44. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

35 Doğrusu, yine Biz Musa'ya ilâhi mesajı gönderdik. Kardeşi Harun'u da onun yanına yardımcı olarak verdik.
36 Ve "Siz ikiniz, âyetlerimizi yalanlayan malum topluluğa gidiniz!" dedik. Ancak bundan sonra(dır ki) onları yerle bir ettik.
47
37 Nûh kavmi de (öyle oldu): tam da elçileri(ni)48 yalanladıklarında onları suya garkettik. Böylece kendilerini insanlığa ibret kıldık: zira Biz , haddi aşan herkes için49 elem verici bir ceza hazırlamışızdır.
38 Ve 'Âd ve Semud kavmi, Ress sakinleri
50 ve bunlar arasında yaşamış olan bir çok nesil de (öyle oldu). 
39 Önce her birinin önüne ibretlik örnekler koyduk; sonra hepsini paramparça edip mahvettik.51
40 Doğrusu bu (vahyin muhatapları), bela sağanağına yakalanan kente uğramış olmalılar.52 Şimdi orada olup biteni(n iç yüzünü) görmediler, öyle mi? Yoo! Onlar asıl öldükten sonra yeniden dirilerek (hesap vermeyi) arzu etmiyorlar.53
41 Bir de ne zaman seni görseler, sırf seninle alay etme amacıyla "Ne yani, Allah Elçi diye bunu mu gönderdi?54
42 Sahiden, şayet onlar üzerinde ısrar etmeseymişiz bizi ilâhlarımız(ın yolun)dan saptıracakmış!" (diyorlar).
Ama zaman gelecek azabı gördüklerinde kimin daha çok yoldan sapmış olduğunu öğrenecekler.
43 Tanrısı olarak hevâi arzularını benimseyen kimsenin durumunu göz önüne getirsene bir!55 Şimdi (söyle); böyle birinin sorumluluğunu sen üstlenebilir misin?
44 Ya da, sanır mısın ki onların çoğu (ilâhi mesajı) işitir veya (hakikati) akleder? Hayır, onlar sürü (İç güdüsüyle davranan) davarlar gibidir, hatta yoldan sapma konusunda daha da beterdikler!
56 

Dipnotlar

47 Uyarılmayan bir toplumun belaya uğratılmayacağına ilişkin ilâhi yasaya atıf (Bkz: 17:15)
48 Çoğul gelen "elçiler" ile Hz. Nûh'un görevlendirdiği elçiler kastedilmiş olabilir. "Bir peygamberi yalanlamak tüm peygamberleri yalanlamaktır" anlamına da gelebilir (Krş: 26:105).
49 Zulmün bu şekildeki çeviri için bkz: 21:29, not 37.
50 Resslilerle ilgili bir not için bkz: 50:12.
51 Tebbernâ tetbîrâyı bu şekildeki çevirimizin gerekçesi için bkz: 17:7, not 16.
52 Yani: Mekkelilerin kervan yolu üzerinde bulunan Lût Gölü civarına...
53 Lâ-yercûnenin bu anlamı için bkz: âyet 17. Krş: Hayır! Onların (asıl porblemi) Son Saat'i yalanlamış olmalarıdır" (11: âyet).
54 Bu küçümseme bir insan olarak Hz. Peygamber'e yönelik olmaktan çok, insan türüne yönelik bir küçümseme olmalıdır. Çünkü bu aklın sahipleri, Allah'a yalnızca meleklerin elçilik yapabileceğini savunuyorlardı. Bunun da temelinde "herkesi kendi gibi bilme" marazı yatıyordu. Zira kendi hallerine bakıp insan soyundan ümit kesmiştiler (Krş: Âyet 7-8).
55 Vahyin rehberliğine tâbi olmayanlar, kendi hevalarına tâbi oluyorlar demektir (Bkz: 28:50). Allah'a teslim olmayanın teslim olacağı tek kapı, keyfi yargılarının ve içgüdülerinin oluşturduğu hevasıdır. Hevasına teslim olansa er-geç onu ilâh edinir.
56 Krş: "Hayvan gibidir onlar, belki daha da şakın! (7:179). Zımnen: Ego ve içgüdüsüne tâbi olanların aklı.


22 Mayıs 2017 Pazartesi

27.Neml Sûresi 1-6. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

1 Tâ-Sîn!1
Bunlar Kur'an'ın, yani açık ve açıklayıcı olan ilâhi kelâmın âyetleridir:2
2 inananlar için bir rehber ve bir müjdedir.3
3 Onlar ki, namazı hakkını vererek kılarlar, arınıp yücelmek için ödenmesi gereken bedeli öderler;4 zira onlar, âhirete gönlü yatarak inananların ta kendisidirler.5
4 Âhirete inanmayanlara gelince...Biz onlara yapıp ettiklerini süslemişizdir; bu yüzden onlar saplandıkları (kuşku) bataklığında debelenip dururlar;6
5 azabın en kötüsüne duçar olacak kimseler işte böyleleridir; ve onlar, evet onlardır en büyük kaybı yaşayacak olanlar.
6 Ve elbet sen de bu Kur'an'a, her şeyi bilen, her hükmünde tam isabet edenin katından nail kılınmaktasın.

Dipnotlar
1 Nüzul sürecinde ilk geçtiği Kalem 1'in ilk notuna bakınız.
2 Kur'an'ın mubîn vasfı, ister yüceltme ister inkâr sûretinde olsun, her tür anlaşılmazlık iddiasını reddeder (12:1; 26:2, not 2 ve2).
3 Vahyin içeriğinde yer alan müjdeler hariç, bizzat kendisi bir müjdedir. Yani, Allah'ın insandan umut kesmediği müjdesidir.
4 Lafzen "zekâtı verirler". Taberî bu ibâreyi alternatif bir anlam olarak "günah kirinden kendilerini arındırırlar" mânasını verir. Çevirimizin gerekçesi için bkz: 7:156, not 116. Mekkî olan bu âyet, çok daha sonra ölçü ve kuralları belirlemiş bir ibadete dönüşecek olan "zekât"ı ifade etmekten çok, Hâkka 34, Fecr 18, Mâ'ûn 3,7 gibi âyetlerde dile getirilen inkârcı mantığın zıddını ifade etmektedir. 
5 İmân kalbin yönelişi, îkân yöneldiği şeyden kalbin mutmain olmasıdır. Kelimenin türetildiği yakîn, bilginin marifeti de aşıp fehme ulaşması ve artık insanın iç dünyasının karar kılması halidir (Râğıb).
6 Ya'mehûnun türetildiği el-ameh "şaşkınlıktan dolayı bir işte tereddüde düşmek" (et-tereddüt fi'lemr mine't-tehayyür) anlamına gelir. Böyle olan sanki "kör" biri gibi davranır.

24 Nisan 2017 Pazartesi

25.Furkân Sûresi 30-31 Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

30- Ve (o gün) Resul diyecek ki: "Yâ Rabbi! Benim toplumun bu Kur'an'ı39 yalnızlığa mahkûm etti!"40

31 İşte böylece Biz, her peygambere, suçu karakter haline getirenler içerisinden düşmanlar çıkarmışızdır: olsun, nasıl olsa Rabbin yol gösterici ve yardım edici olarak sana yeter.

Dipnotlar:
39  Kur'an, fu'lan vezninden mastardır. Ka-ra-e/ve/ye kökünden türetilmiştir: "Toplamak, cem etmek, bir araya getirmek" demektir (Mekâyîs). Kur'an, "Eşyayı birbirlerine yaklaştırarak aralarındaki bağı keşfetmek" manasına gelir. Bilgiyi elde etme, üretme ve iletme süreçlerinin tümünü ifade eder. Zaten "okumak" da budur. Fu'lan vezni, hem ismî fail hem ismî mef'ul anlamında olup, bu kalıbın kendisi için kullanıldığı şeyin, kelimenin taşıdığı anlam ile dolu olmasını gerektirir (Şatıbî, el-Muvâfakât I, 80). Kur'an, "okumanın tüm olumlu anlamlarıyla dolu olan bir hitab" demektir. Kur'an, lafız ile mânanın evliliğinin meyvesidir. Lahzı cismi, mânası ruhu temsil eder. Kur'an kelimesi, özelilikle surelerde "isimleşmiş"anlamıyla kullanılmaz (Bkz:10:15, not 26). Burada kullanımından yola çıkarak şöyle bir yorum yapılabilir: Kur'an'dan kasıt Peygamberin vahyi okuyuşudur. Âyetteki haza zamiri "okunuş" anlamı verdiğimiz Kur'an ile birlikte "bu okunuş" demektir ki, bununla Peygambere mahsus bir okuyuş kastedilmiş olur. Bu takdirde mâna şu olur: Peygamberin vahyi okuyuşunun sonucu olan ilâhi mesajı, toplumum metrûk bıraktı" (Krş 43:44).
40 Veya: "bir sayıklama, bir hezeyan gibi gördü" (Ferrâ). Mehcûr, bir şeyden mahrum olmayı değil, yanı başında olduğu halde ona sırt dönmeyi ifade eder. Tıpkı şu âyette söz edilen durum gibi: "Tevrat'ı taşıma sorumluluğu kendilerine verilip de sorumluluğunun gereğini yerine getirmeyenlerin durumu, kitaplar yüklenmiş (fakat sırtındakinin değerinden haberi olmayan) eşeğin durumu gibidir" (62:5). Bu şikayetin muhatapları, özne olan Kur'anı nesneleştirip hayattan dışlayanlardır. Kur'an'ın nesneleştirilmesi dört aşamalı bir süreçte gerçekleşti: 1) Anlam değer verilip üretilmeyince tüketildi. 2) Tüketilen anlamdan doğan açık lafız yüceltilerek kapatıldı. 3) Yüceltilen lafız anlamanın konusu olmaktan çıkıp fetiş bir nesne haline dönüştü. 4)Nesneleşen lafza ise "mukaddes ölü metin" muamelesi yapıldı. Âyet, sürecin sonunu daha baştan haber veriyor.