Sayfalar

Cüz 16 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cüz 16 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2017 Çarşamba

18. Kehf Sûresi 99-108. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım



99 O gün geldiğinde, Biz onları birbirini kıran dalgalar (gibi) çalkalanmaya terkederiz. Nihayet sur borusu çalınır; sonunda hepsini bir araya toplarız.104

100 İşte o gün kâfirlere cehennemi (reddedemeyecekleri bir biçimde) arz ederiz.105
101 Onlar öyle kimselerdi ki; beni hatırlatan (her şeye) karşı gözlerine bir perde çekilmişti, üstelik onlar işitmeye de yanaşmıyorlardı.
102 İnkârda ısrar eden bu kimseler benim kullarımı, benden bağımsız olarak, kendilerine kayırıcı veli edineceklerini mi sandılar? Şüphesiz Biz cehennemi kâfirler için bir ikram (!) olarak hazırladık.
103 De ki: "Eylem olarak en büyük kayba uğrayacak olanı size haber verelim mi?"
104"Bunlar, dünya hayatında tüm yapıp ettikleri (istikametten) sapmış olan kimselerdir: oysa ki bu tipler, kendilerinin güzel ve erdemli işler yaptığını sanmaktadırlar."106
105 Bunlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı ısrarla inkâr eden kimselerdir: Bu yüzden onların tüm yapıp ettikleri boşa gitmiştir; çünkü onlara Kıyamet Günü hiç kıymet vermeyeceğiz.
106 İşte onların cezası, inkârda direndikleri, âyetlerimi ve elçilerimi alaya aldıkları için cehennem olacaktır.
107 Ne var ki imanda sabreden ve ıslah edici davranış sergileyenlere gelince: onların buyur edileceği tarifsiz ikram, en görkemli cennetler
107 olacaktır: 
108 Orada sürekli kalacaklar, oradan asla ayrılmak istemeyecekler.108


Dipnotlar
104 Yani: "Dünyada cehennemi ısrarla talep etmiş olan kâfirleri." Parantez içi açıklamamız, 'aradna...'aradan formunun dilsel yapısı gereğidir.
105 "O gün" ile kastedilen Son Saat'tir. Bu  her canlının öldüğü ve Allah'tan başka her şeyin fani olduğunun ortaya çıktığı gündür. Âyetin ikinci cümlesi, "kalkış günü" (kıyamet) ile ilgilidir. Sonuncu cümle ise "toplanma gününe" (haşr) işaret etmektedir (Krş: 20:102-108).
106 Tasavvur, insanın hem gerçekliği algılama biçimini, hem de gerçekliği algıladığı zihni merkezi ifade eder. Klasik Mantık, Kelâm ve hatta Fıkıh Usulü kitaplarının ilk bahsi tasavvurat ve tasdikat bahsidir. Musavvire, tüm aklî hükümlerimizi üzerine bina ettiğimiz temel kavramların içini doldurduğumuz zihnî melekedir. Sözün özü: aklın ve o aklın verdiği hükümlerle yapılan eylemlerin ana rahmi tasavvurdur. Tasavvuratı yanlış olanın tasdikatı doğru olmaz. Tasavvuru yamuk olanın, ne aklı ne eylemi düzgün olur. Akla koordinatları tasavvur verir. Akıl da tasavvurdan aldığı koordinatlara uygun eylem üretir. Bu yüzden tasavvurdaki milimetrik bir sapma, eylemde kilometrelere tekabül eder. Bir yanlış eylemi düzeltmek asla eylemin kendini düzeltmekle gerçekleşmez. Gerçek bir düzeltme, o eylemin ana rahmi olan tasavvurdaki sapma açısını düzeltmekle mümkündür.
107 Firdevs, Yunanca'ya olduğu gibi Arapça'ya da çok eski çağlarda Babilce aslı olan faradisu'dan (paradisu) geçmiştir. Hadislerde "en yüce, en görkemli cennet" olarak açıklanmıştır (Taberî). Batı dillerindeki "paradise, paradis" de bu köke dayanır. 
108 Hıvelâ, "değişim" anlamına gelen tahvil mastarından türetilmiştir. Alternatif anlamı "asla değişim istemeyecekler" ya da "mekânı değiştirmek istemeyecekler".  

19 Mayıs 2017 Cuma

20.Tâhâ Sûresi 115-127. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım


115 VE doğrusu Biz Âdem'e, her şeyden önce, talimatımıza (uygun bir fıtrat) nakşetmiştik;98 fakat o buna yabancılaştı;99 dolayısıyla Biz onu bu hususta kararlılık sahibi bulmadık.
116 Hani meleklere "Âdem(oğlu) için emre âmâde olun!"100 dediğimiz zaman, onların tümü hemen emre âmâde olmuştu; fakat sadece İblis101 yüz çevirmişti. 
117 Bunun üzerinen Biz de "Ey Âdem!" demiştik, "İşte bu, sana ve eşine tarifsiz102 bir düşmanlık beslemektedir; dolayısıyla, onun sizi has bahçeden çıkarma girişimlerine karşı çok dikkatli olun; yoksa bedbaht olursun!103 

118 Zira aklından çıkarma ki burada aç değilsin, açık değilsin; 
119 yine unutma ki burada ne susuzluk çekersin, ne de sıcağa maruz kalırsın!"
120 Hal böyleyken şeytan onu vehimlere sürükleyerek "Ey Âdem!" dedi, "Sana sonsuzluk ağacını ve sonu gelmez bir saltanatın (yolunu) göstereyim mi?"104
121 Derken o ikisi ondan yediler Bunun ardından kendi cinselliklerinin farkına vardılar ve başladılar has bahçenin yapraklarından topladıklarıyla üzerlerini örtmeye; sonuçta Âdem Rabbine karşı gelmiş ve huzurunu bozmuş oldu.105
122 Nihayet Rabbi onu seçip arındırdı. Dolayısıyla hem tevbesini kabul etti,106 hem de ona (sorumluluğunu ifa edecek) yolu göstererek 
123 dedi ki: "O makamdan hep birlikte birbirinize düşman olarak inin!107 Bundan böyle de, Benim katımdan size doğru yol bilgisi gelecektir: artık kim Benim gösterdiğim yolu izlerse, işte o ne sapacak ne de kendini yitirecektir.108

124 Fakat, kim de Benim uyarıcı mesajlarımdan109 yüz çevirirse, iyi bilsin ki onun hayat alanı daraldıkça daralacak110 ve Kıyamet Günü biz o kimseyi kör olarak kaldıracağız.

125 O kimse "Rabbim" diyecek, "Niçin beni kör olarak haşrettin; oysa ben daha önce gören biriydim?"
126 (Allah) "Evet, öyle!..."111 diyecek, "Sana Bizim âyetlerimiz ulaşmıştı, fakat sen onları unutmuştun; sonuçta bugün de sen unutulacaksın, hepsi bu!"
127 İşte Biz de, haddi aşan112 ve Rabbinin âyetlerine güvenip inanmayan kimseleri böyle cezalandırırız;113 hele bir de âhiret azabı var ki, o çok daha şiddetli ve çok daha kalıcıdır.



Dipnotlar
98 A'râf 11'den de açıkça anlaşılacağı gibi Kur'an'ın tamamında Âdem'in kısası Âdemoğlu'nun kıssasıdır. (Âyetin notuna bkz.) Burada tüm insanları içine alan bir fıtrat sözleşmesinin dile getirildiği hatırlatılmaktadır: "Onlar ki Allah'a verdikleri söze sadâkat gösterirler ve fıtrat sözleşmesini ihlal etmezler (13:20). Metinde ki ilâ edatı, "söz aldık" anlamına gelen 'ahidnâ'ya düz anlam  verilmesini güçleştirmektedir ("Âdem'e söz aldık"?). İlâ edatı hedeflenen zaman ve mekânın nihayetine delâlet eder (İtkân II, 161). Burada, insanoğlunun yaratılış amacını gerçekleştirecek kıvama getirildiği ifade edilmektedir. Başka âyetlerde tasvir edilen 'üflenen ruh' ile beşerlikten insanlığa geçiş, Allah-insan arasında zımnî bir sözleşme (misak, ahd) olarak nitelendirilir (Bkz: 15:29; 38:72). Parazatez içi açıklamamız bu mülahazalara dayanmaktadır.
99 Nesiye, "o söyleneni unuttu" ya da mecazen "sırt çevirdi, tanımazdan geldi" anlamına gelir. Nisyan, "insanın kendi muhafazasına emanet edilmiş bir şeyi terk etmesidir". Bu, akıl zafiyetinden  olabileceği gibi, aldırmazlıktan ya da kasıt sonucu da olabilir (Bkz: özellikle bu âyet bağlamında sözcüğü ele alan Râğıb). Doğaldır ki, insanın kendi özüne yerleştirilmiş olan fiilî bir sözleşmeyi (ahd misak, fıtrat) unutmasının en doğru karşılığı "kişinin kendisine yabancılaşmasıdır"dır.
100 Secde'nin yorumu ve Âdem'i "Adem(oğlu) olarak çevirmemizin gerekçesi için bkz: 7:11, notlar 6 ve 7. 
101 Allah ile ilişkisi anlatılırken İblis, insan ile ilişkisi anlatılırken şeytan olarak anılır (Bkz: 81:25, not 21). Altı yerde anlatılan bu kıssa "Atalar da yanılır" iması taşır.
102 Aduvvun belirsiz kullanılmasının anlama teksÎr olarak yansıması (Bkz: İtkân II, 292).
103 Âyette hitap Âdem ve eşine yönelik başladığı halde, son cümlede sadece Âdem'e yönelereke biter. Metnin bu yapısı, İsrâillî rivayetlere dayanan Havva'nın Âdem'i ayarttığını yaygın kanaatinin tam tersini verir. 
104 Şeytanın ebedileşme ve mükemmelleşme tuzağına düşürmek için kullandığı farklı bir söylem de şudur:"iki melek (gibi) olursunuz ya da ölümsüzleşirsiniz" (7:20).
105 Ğavâ, "bâtıl inançtan kaynaklanan cehalet" anlamına gelen el-ğayyu kökünden türetilmiştir. Kelimeye "kaybetti, kendini yitirdi, günah işledi" anlamları yanında, "hayat düzenini bozdu" (fesede 'ayşuhu) anlamı da verilmiştir (Râğıb).
106 Dünyanın Âdem(oğlu) için bir sürgün yeri olduğu türünden söylemleri Kur'an desteklemez. Zira Allah, Âdem'in tevbesini kabul ettikten sonra, tevbesinin ödülü olarak ona yeryüzünü inşa sorumluluğunu vermiştir.
107 Âdem ve Havva'nın şahsında tüm insan soyuna bir hitaptır (Zemahşerî). Ebu müslim'e göre bu tesniye zamiri Âdem ve Havva'nın şahsında her iki türün tamamına yöneliktir (Nkl:Râzî).
108 Yeşkânın muhtemel anlamaları hakkında bir çıklama için 121'in ilgili notunu bkz. Bu pasajın ana fikri şudur: Âdem de şeytan da Allah'a asi oldu. Âdem'i adam eden hatasını itiraf etmesi, İblis'i şeytan eden de hatasını savunmasıdır.
109 Buradaki zikrden amaç vahiydir. Çünkü zikrî tamlamasında zikr tamlanan olarak gelmiştir. Üstelik bağlam da "İlâhi mesaj"la ilgilidir.
110 Ma'îşeten danken sadece ekonomik daralmayı değil, aynı zaman ve mekân başta olmak üzere hayatın her alanındaki daralmayı ifade eder. Kur'an'ın amaçları göz önüne alındığında, burada maddi alandan çok mânevi alanın kastedildiği açıktır.
111 Kezalike zarfının farlı bir kullanımı için Kehf sûresinin 91. âyetine bakınız.
112 Lafzen: israf eden, haddi aşan kimseler.." Esrafenin türetildiği kök olan es-seref, "isanın herhahgi bir eyleminde aşırı gitmesi, haddi aşması" mânasına gelir (Râğıb). Burada dile getirilen israf, kuşku yok ki 39:53'te geçen "Ey hadlerini aşıp kendilerini israf eden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz!" ibâresinde geçenle aynı çağrışıma sahiptir.
113 İmanın ahlâkî karşılığı olan "güven" için bkz: 9:61, not 75.

14 Nisan 2017 Cuma

20.Tâhâ Sûresi 1-8. Âyetler


Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım


1 EY İNSAN!1 2 Biz bu ilâhi hitabı sana zorluk çekip mutsuz olasın diye indirmedik;2 3 yalnızca Allah'ın sevgisini yitirmekten korkan kimselere bir uyarı olsun için (indirdik):3 4 yeri ve yüce gökleri yaratan Zat tarafından indirilmedir bu! 5 O rahmet kaynağı ki, mutlak hükümranlık makamına sadece O kurulmuştur.4 6 Göklerde, yerde, bunların arasında ve toprağın bağrında5 ne varsa O'na aittir.

7 Düşünceni6 ister yüksek sesle dile getir (ister getirme); unutma ki O, gizli (düşünceleri) bildiği gibi, ondan daha gizli (duyguları) da bilir.7 8 Allah... O kendisinden başka ilâh bulunmayandır; en güzel nitelikler, tüm mükemmellikler yalnızca O'na mahsustur.8

Dipnotlar
1tâhâ'nın 'Akk lügatinde "ey insan mânasında kullanıldığını söyler. Başta Ferrâ olmak üzere, Kûfe dil okulu da bu görüştedir. Bazı müfessirler tâ-hâ'nın mukatta'at harflerinden olduğu görüşündedir. Basra dil okulu ve onun ünlü ismi Ebu Ubeyde, ısrarla bu görüşü savunur. Fakat Taberî, eski Arap şiirinden verdiği örneklerle karşıt görüşü çörütür. Hiç kuşkusuz buradaki "ey insan" hitabı ilk muhatabın şahsında vahye muhatap olan her insandır.
2 Teşkâ, "saadetin zıddı anlamındadır (Rağıb). Yalınkat bir "meşakkat" değil, "mutluluğu azaltan" ya da "yok eden" vurgusu taşır. Zımnen: Ey insan, Biz Kur'an'ı senin mutluluğun için indirdik!
3 Haşyet için bkz: 2:74 not 181; 10:62, not 83. Allah'tan korkmak, korku terbiyesine sahip olmaktır. Korkuya tutsak olmamanın en iyi yolu budur. İnsanın korkusunu sadece Allah istismar etmez. Bir önceki âyette bahsedilen mutluluğa ulaşmanın bedeli işte bu haşyettir.
4 'Arş, "otorite ve hükümdarlıktan" kinayedir. Kur'an'da Allah'ın geçtiği her yerde âlemlerin yaratılışıyla ilgili bağlamlarda kullanılır (Bkz: İtkan III, 145).
5 İlk anlamı "nemli toprak" olan serânın bağrında sakladığı canlı  ve organik dünyayı çağrıştıran vurgusu çeviriye "bağrında" karşılığı ile yansımıştır.
6 Kavl bu bağlamda "düşünce" vurgusu taşır (Krş: 18:39)
7 Sırr, insanın "bilip de gizledikleri" olduğuna göre, "daha gizli-saklı anlamına gelen ahfâ, sırdan daha derinde olmalıdır. Âyetin girişiyle birlikte ele aldığımızda birinci tür gizleri dile getirilmesi kolay olan düşünceye, ikincisini dile getirilmesi çok daha zor olan duyguya hasretmek yanlış olmayacaktır. Zımnen: Allah seni senden iyi bilir ve bu yüzden seni senin şerrinden de korur.
8 el-Esmau'l Husnâ kullanıldığı dört yerde de tahsis lâm'ı ile gelir. Mükemmelliğin Allah'a mahsus olduğunu ifade eder (diğerleri için bkz: 17:110; 7:180 ve 59:24). Terkipteki esmânın tekili olan isim, vesm (işaret) ve sumuv (yücelik) köküne nispet edilir. Birinici ilâhî esamnın teşbîhî boyutuna, ikincisi tenzîhî boyutuna delâlet eder. "Yüceltme" mânasındaki sumuv, aslında soyutlamayı da ifade eder. Zira soyutlama, şeyleri idrak düzeyine yüceltmedir. Elbet bu içkin varlıklar için geçerlidir. Ama sonsuz ve Mutlak Varlık Allah hakkında konuşmanın önündeki en büyük engel dildir. Dilin katı mekaniği, Mutlak varlık hakkında konuşmayı sınırlar. Bunu aşmanın tek yolu vardır: mecaza başvurmak. İşte vesm kökü burada devreye girer ve Allah'ın esmasının O'nun niteliklerine ancak mecazen delâlet edebileceğine işaret eder.