Sayfalar

Hayat Kitabı Kur'an Gerekçeli Meal-Tefsir Kur'an-ı Kerim Meali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat Kitabı Kur'an Gerekçeli Meal-Tefsir Kur'an-ı Kerim Meali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2017 Perşembe

59.Haşr Sûresi 21. Âyet

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırıım


21 Eğer Biz bu Kur'anı'ı bir dağa indirmiş olsaydık, 
onun Allah'a saygıdan boyun eğmiş bir halde parçalanıp dağıldığını28 görürdün.29
İşte bu türden temsilî anlatımları, insanların önüne, belki düşünürler diye koyuyoruz.30 

Dipnotlar:
28 Tehattum, sert ve katı cisimlerin zilletten dolayı gürültülü parçalanmasını ifade eder. Tesaddu' ise, azametten dolayı sessizce dağılmalarına denir.
29 Zımnen: Ama ey insan, biz onu dağa-taşa değil sana indirdik! Sen ona karşı neden bu kadar hissiz, vurdumduymaz ve aldırmazsın? Huşu', kalp fiillerindendir ve sadece akleden kalp sahibi varlıklar için kullanılır. Burada dağ için kullanılmış fakat Kur'an'ın iniş şartına bağlanmıştır. Bu gerçekleşmediğine göre burada bir varsayım olarak kullanılmıştır. Zemahşerî hidayet rehberi olan Kur'an'ın bu âyette kullandığı üslubu tahyîl (zihinde canladırma) ve temsîl (sembolizm) olarak niteler. âyetin birçok çağrışımı vardır:
1) Eğer Kur'an taşa inmiş olsaydı onu da akıllandırır ve duygulu yapardı.
2) Kur'an dağa-taşa değil de insana indiyse, bu onun akleden bir kalp sahibi olmasından dolayıdır (Krş:13:31).
Hz Mûsa'nın gözleri önünde Rabbin dağa tecellisi ile ilgili bkz: 7:143. Son tahlilde, başta münafıkları olmak üzere, vahyin azametini hissetmeyen tüm çevrelerin taş kalpli olduğunu îmâ eden bir âyettir. 
30 Kıssadan hisse: Kur'an'ın ebedî mesajı karşısında titremeyen her kalp, eğilmeyen her baş, taş kesilmiş demektir, taş!

8 Ekim 2017 Pazar

51.Zâriyât Sûresi 23. Âyet

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

23 Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, bu (yeniden diriliş) en az(ından) sizin konuşma yeteneğiniz kadar gerçektir.17

Dipnotlar
17 20. âyetteki "yeryüzü" 22. âyetteki "gökyüzü" ile  birlikte bir karşıtlık oluşturur. 23. âyetle birlikte bu karşıtlıktan yola çıkarak, muhatabın, dünya-âhiret çiftine zihnî intikali istenmektedir. Konuşma yeteneği ile yeniden diriliş arasında benzerlik kurulması, zımnen, "ahiretin gerçekliğini adınız gibi biliniz" mânasına gelir. 
Bu benzetmenin iki unsuru (âhiret ve konuşma yetisi) arasında farklı benzerliklerde kurulabilir. Nasıl ki, konuşma düşünme sürecinin kaçınılmaz sonucuysa, âhiret de yaşam sürecinin doğal sonucudur. Nasıl ki, kişisel düşüncelerimiz ve yargılarımız ifade kalıplarına dökülünce gerçek değerlerimizi ele veriyorsa; yaşama süreçlerinin son aşaması olan âhiret de, her birimizin gerçek değerini ortaya koyacaktır. Konuşma nasıl düşüncenin ahiriyse, yeniden diriliş de yaşamanın ahiridir. Nasıl ki, nesnelerin zihindeki tasavvurlarının aslı o nesnelerin fizikî varlıklarıysa, bu fizikî varlıkların aslı da öte âlemdeki hakikatlerdir. Pasajın başından itibaren alınırsa: Yer nasıl göksüz düşünülemezse, dünya da âhiretsiz düşünülemez. Yer içkin olanı gök aşkın olanı, yer maddi olanı gök mânevi olanı temsil eder. İnen yağmur nasıl bu hayat için kaçınılmazsa, inen vahiy de öbür hayat için kaçınılmazdır. 

1 Ekim 2017 Pazar

43.Zuhruf Sûresi 9-14. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Râhman Rahîm Allah'a sığınırım

9 Eğer onlara sormuş olsaydın 
"Gökleri ve yeri kim yarattı? diye, elbet onlar da7
"Mutlak üstün ve yüce olan, eşsiz bilgi sahibi yarattı!" derlerdi.
10 (İşte) yeri sizin için beşik yapan da, yolunuzu bulasınız diye orada sizin için yollar var eden de O'dur.8
11 Gökten suyu bir ölçüye göre9 sürekli indiren de O'dur: Bunun sonunda Biz (nasıl) ölü toprağı yeniden diriltiyorsak, işte siz de (öldükten sonra) böyle çıkarılacaksınız.
12 Ve bütün (varlığı) çift kutuplu ve zıddıyla yaratan O'dur:10 

13 Bu sayede sırtlarına kurulup hükmedesiniz; ve onlara hükmettiğiniz her zaman da, Rabbinizin nimetini anıp şöyle diyesiniz: 
"Bütün bunları bizim yararımıza bir yasaya bağlayan11 Allah'ın şanı ne yücedir; aksi halde bizim gücümüz buna asla yetmezdi. 
14 Nihayet şu kesin ki biz, elbet Rabbimize döneceğiz!" 


Dipnotlar
7 Zımnen; "aynen şu müşrik muhataplar gibi". Helâk oldukları için artık kendilerine soru sorulamayan bu muhataplar, bir üstteki âyette helâk edildiği bildirilen toplumlar olmalıdır. 
8 Zımnen: Düşünsenize bir; şu geçici dünyada yürüyeceğiniz yolu ihmal etmeyen Allah, sizi ebedî mutluluğa götüren yolu ihmal eder mi?
9 Bir kader ile, yani: "bir yasa dahilinde". Zımnen: Tesadüfen ve gelişigüzel değil.
10 Gerek yaratılma, gerekse insan tarafından icat ve inşâ edilme sûretiyle olsun, her taşıt Kur'ân'ın inşâ ettiği tasavvura göre Allah'a izafe edilir. Allah'ın verdiği ile yapma, gerçekte Allah'a ait bir "yapma"dır.
11Veya lâm harfine sıla işlevi yükleyerek: "bizim emrimize veren" (Açıklama için bkz: 14:32, not 29).
















30 Eylül 2017 Cumartesi

40.Mü'min Sûresi 7. Âyet


Kovulmuş şeytanın şerrinden Râhman ve Rahîm Allah'a sığınırım
7 (Allah'ın) hükümranlık makamına (lâyık bir) sorumluluk taşıyanlar6 ve O'na yakın olanlar; hamd ile Rablerinin sonsuz yüceliğini dile getirirler, O'na güvenirler ve iman eden (diğer) kimseler için bağışlanma dilerler: "Rabbimiz! Sen her şeyi rahmet ve bilginle kuşatmışsın! Artık dönüş yapıp Senin yoluna uyanları bağışla ve onları gözleri yuvalarından fırlatan dehşetli ateşin azabından koru!"7

Dipnotlar:
6 Bir şeyi üstlendi" anlamına gelen bu fiil maddi olmaktan daha çok mânevi sorumluluk için kullanılır (Bkz: 20:100; 29:13; 62:5)

7 Tefsirlere göre bu kimseler "melekler" dir. Fakat bunlar "iman eden" varlıklardır. İman ise iradeye dayalı bir tercihtir. Dolayısıyla âyette vasfedilenler kulluk sorumluluğunu sırtlanan mü'minlerdir. İlâhi iradeyi yeryüzünde gerçekleştirmek, Allah'ın arşını omuzda taşımaktır.

7 Ağustos 2017 Pazartesi

32.Secde Sûresi 22. Âyet

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân ve Rahîm Allah'a sığınırım

22 Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatılıp da, ardından onlara sırt çeviren kimseden daha zalim biri olabilir mi?
Elbette Biz, günahı hayat tarzı haline getirenlere yaptıklarının acısını tattırmayı biliriz.32


Dipnotlar

32 Zımnen: Nasıl ki onlar günahı hayat razı haline getirdiler, biz de onları için azabı hayat tarzı haline getireceğiz. Mucrimîn için âyet 12'nin notuna bkz.

1 Ağustos 2017 Salı

25. Furkân Sûresi 35-44. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

35 Doğrusu, yine Biz Musa'ya ilâhi mesajı gönderdik. Kardeşi Harun'u da onun yanına yardımcı olarak verdik.
36 Ve "Siz ikiniz, âyetlerimizi yalanlayan malum topluluğa gidiniz!" dedik. Ancak bundan sonra(dır ki) onları yerle bir ettik.
47
37 Nûh kavmi de (öyle oldu): tam da elçileri(ni)48 yalanladıklarında onları suya garkettik. Böylece kendilerini insanlığa ibret kıldık: zira Biz , haddi aşan herkes için49 elem verici bir ceza hazırlamışızdır.
38 Ve 'Âd ve Semud kavmi, Ress sakinleri
50 ve bunlar arasında yaşamış olan bir çok nesil de (öyle oldu). 
39 Önce her birinin önüne ibretlik örnekler koyduk; sonra hepsini paramparça edip mahvettik.51
40 Doğrusu bu (vahyin muhatapları), bela sağanağına yakalanan kente uğramış olmalılar.52 Şimdi orada olup biteni(n iç yüzünü) görmediler, öyle mi? Yoo! Onlar asıl öldükten sonra yeniden dirilerek (hesap vermeyi) arzu etmiyorlar.53
41 Bir de ne zaman seni görseler, sırf seninle alay etme amacıyla "Ne yani, Allah Elçi diye bunu mu gönderdi?54
42 Sahiden, şayet onlar üzerinde ısrar etmeseymişiz bizi ilâhlarımız(ın yolun)dan saptıracakmış!" (diyorlar).
Ama zaman gelecek azabı gördüklerinde kimin daha çok yoldan sapmış olduğunu öğrenecekler.
43 Tanrısı olarak hevâi arzularını benimseyen kimsenin durumunu göz önüne getirsene bir!55 Şimdi (söyle); böyle birinin sorumluluğunu sen üstlenebilir misin?
44 Ya da, sanır mısın ki onların çoğu (ilâhi mesajı) işitir veya (hakikati) akleder? Hayır, onlar sürü (İç güdüsüyle davranan) davarlar gibidir, hatta yoldan sapma konusunda daha da beterdikler!
56 

Dipnotlar

47 Uyarılmayan bir toplumun belaya uğratılmayacağına ilişkin ilâhi yasaya atıf (Bkz: 17:15)
48 Çoğul gelen "elçiler" ile Hz. Nûh'un görevlendirdiği elçiler kastedilmiş olabilir. "Bir peygamberi yalanlamak tüm peygamberleri yalanlamaktır" anlamına da gelebilir (Krş: 26:105).
49 Zulmün bu şekildeki çeviri için bkz: 21:29, not 37.
50 Resslilerle ilgili bir not için bkz: 50:12.
51 Tebbernâ tetbîrâyı bu şekildeki çevirimizin gerekçesi için bkz: 17:7, not 16.
52 Yani: Mekkelilerin kervan yolu üzerinde bulunan Lût Gölü civarına...
53 Lâ-yercûnenin bu anlamı için bkz: âyet 17. Krş: Hayır! Onların (asıl porblemi) Son Saat'i yalanlamış olmalarıdır" (11: âyet).
54 Bu küçümseme bir insan olarak Hz. Peygamber'e yönelik olmaktan çok, insan türüne yönelik bir küçümseme olmalıdır. Çünkü bu aklın sahipleri, Allah'a yalnızca meleklerin elçilik yapabileceğini savunuyorlardı. Bunun da temelinde "herkesi kendi gibi bilme" marazı yatıyordu. Zira kendi hallerine bakıp insan soyundan ümit kesmiştiler (Krş: Âyet 7-8).
55 Vahyin rehberliğine tâbi olmayanlar, kendi hevalarına tâbi oluyorlar demektir (Bkz: 28:50). Allah'a teslim olmayanın teslim olacağı tek kapı, keyfi yargılarının ve içgüdülerinin oluşturduğu hevasıdır. Hevasına teslim olansa er-geç onu ilâh edinir.
56 Krş: "Hayvan gibidir onlar, belki daha da şakın! (7:179). Zımnen: Ego ve içgüdüsüne tâbi olanların aklı.


5 Temmuz 2017 Çarşamba

18. Kehf Sûresi 99-108. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım



99 O gün geldiğinde, Biz onları birbirini kıran dalgalar (gibi) çalkalanmaya terkederiz. Nihayet sur borusu çalınır; sonunda hepsini bir araya toplarız.104

100 İşte o gün kâfirlere cehennemi (reddedemeyecekleri bir biçimde) arz ederiz.105
101 Onlar öyle kimselerdi ki; beni hatırlatan (her şeye) karşı gözlerine bir perde çekilmişti, üstelik onlar işitmeye de yanaşmıyorlardı.
102 İnkârda ısrar eden bu kimseler benim kullarımı, benden bağımsız olarak, kendilerine kayırıcı veli edineceklerini mi sandılar? Şüphesiz Biz cehennemi kâfirler için bir ikram (!) olarak hazırladık.
103 De ki: "Eylem olarak en büyük kayba uğrayacak olanı size haber verelim mi?"
104"Bunlar, dünya hayatında tüm yapıp ettikleri (istikametten) sapmış olan kimselerdir: oysa ki bu tipler, kendilerinin güzel ve erdemli işler yaptığını sanmaktadırlar."106
105 Bunlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı ısrarla inkâr eden kimselerdir: Bu yüzden onların tüm yapıp ettikleri boşa gitmiştir; çünkü onlara Kıyamet Günü hiç kıymet vermeyeceğiz.
106 İşte onların cezası, inkârda direndikleri, âyetlerimi ve elçilerimi alaya aldıkları için cehennem olacaktır.
107 Ne var ki imanda sabreden ve ıslah edici davranış sergileyenlere gelince: onların buyur edileceği tarifsiz ikram, en görkemli cennetler
107 olacaktır: 
108 Orada sürekli kalacaklar, oradan asla ayrılmak istemeyecekler.108


Dipnotlar
104 Yani: "Dünyada cehennemi ısrarla talep etmiş olan kâfirleri." Parantez içi açıklamamız, 'aradna...'aradan formunun dilsel yapısı gereğidir.
105 "O gün" ile kastedilen Son Saat'tir. Bu  her canlının öldüğü ve Allah'tan başka her şeyin fani olduğunun ortaya çıktığı gündür. Âyetin ikinci cümlesi, "kalkış günü" (kıyamet) ile ilgilidir. Sonuncu cümle ise "toplanma gününe" (haşr) işaret etmektedir (Krş: 20:102-108).
106 Tasavvur, insanın hem gerçekliği algılama biçimini, hem de gerçekliği algıladığı zihni merkezi ifade eder. Klasik Mantık, Kelâm ve hatta Fıkıh Usulü kitaplarının ilk bahsi tasavvurat ve tasdikat bahsidir. Musavvire, tüm aklî hükümlerimizi üzerine bina ettiğimiz temel kavramların içini doldurduğumuz zihnî melekedir. Sözün özü: aklın ve o aklın verdiği hükümlerle yapılan eylemlerin ana rahmi tasavvurdur. Tasavvuratı yanlış olanın tasdikatı doğru olmaz. Tasavvuru yamuk olanın, ne aklı ne eylemi düzgün olur. Akla koordinatları tasavvur verir. Akıl da tasavvurdan aldığı koordinatlara uygun eylem üretir. Bu yüzden tasavvurdaki milimetrik bir sapma, eylemde kilometrelere tekabül eder. Bir yanlış eylemi düzeltmek asla eylemin kendini düzeltmekle gerçekleşmez. Gerçek bir düzeltme, o eylemin ana rahmi olan tasavvurdaki sapma açısını düzeltmekle mümkündür.
107 Firdevs, Yunanca'ya olduğu gibi Arapça'ya da çok eski çağlarda Babilce aslı olan faradisu'dan (paradisu) geçmiştir. Hadislerde "en yüce, en görkemli cennet" olarak açıklanmıştır (Taberî). Batı dillerindeki "paradise, paradis" de bu köke dayanır. 
108 Hıvelâ, "değişim" anlamına gelen tahvil mastarından türetilmiştir. Alternatif anlamı "asla değişim istemeyecekler" ya da "mekânı değiştirmek istemeyecekler".  

9 Haziran 2017 Cuma

5.Mâide Sûresi 27-34. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân ve Rahîm Allah'ın Adıyla

27 Ve onlara Âdem'in iki oğlunun kısasını gerçek bir amaca mebni olarak30 anlat: 
Hani, ikisi de birer kurban sunmuşlardı. ve birinden kabul edildiği hâlde diğerinden kabul edilmemişti!
(Bunun üzerine) O (diğerine) demişti ki: 
"Çaresi yok, seni öldüreceğim!"
(Öteki) cevap vermişti: 
"Allah , yalnızca sorumlu davrananların kurbanını kabul eder!31
28 Beni öldürmek için el kaldırsan bile, ben seni öldürmek için elimi oynatmayacağım; 
çünkü ben âlemlerin Rabbi Allah'tan korkarım. 
29 Dilerim, hem benim günahımı hem de (benden dolayı) kazandığın günahı yüklenir ve böylece cehennemin yolunu tutarsın: 
Çünkü zalimlerin cezası budur."
30 Fakat diğerinin benlik dâvâsı, onu kardeşini öldürmeye sevk etti; sonunda onu öldürdü, böylece kaybedenlerden oldu.32
31 Bunun üzerine Allah, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstersin diye toprağı eşeleyen bir karga gönderdi.33 
"Eyvah, yazıklar olsun bana!" dedi, 
"ben bu karganın yaptığını yapamayacak, kardeşimin cesedini örtemeyecek kadar âciz biri miymişim?!" 
En sonunda pişman olmuştu.
32 Bundan dolayı Biz İsrâiloğullarına şöyle vahyetmiştik: 
Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. 
Buna karşılık kim de birine hayat verirse, sanki bütün insanlığa hayat vermiş gibi olur.34
Elçilerimiz onlara hakikatin tüm delileriyle gelmişlerdi; fakat daha sonra onların çoğu yeryüzünde her tür aşırılığı irtikâp edip durmuşlardı.
33 Allah'a ve Rasulü'ne karşı savaş açanların35 
ve yeryüzünde bozgunculuğu yaymaya çalışanların 
öldürülmeleri ya da asılmaları 
veya muhalefetlerinden dolayı ellerinin ve ayaklarının kesilmesi, yahut bulundukları yerden sürülmeleri, 
sadece (âdil) bir karşılıktan ibarettir.36 
Bu, onların dünyada uğradıkları zillettir; 
âhirette ise onların hakkı korkunç bir azaba duçar olmaktır; 
34 ancak siz onları ele geçirmeden önce tevbe edenler hariç: 
Zira iyi bilin ki Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.

Dipnotlar

30 Burda amaç "haseden kınanması"dır (Zemahşerî) ve Râzî). Bi'l-hakkı çeviimiz için bkz: 18:13, not 15 ve 14:19, not 20.
31 Bu âyetlerle Kurban ibadetinin amacını veren Hac sûresinin 36. âyeti arasında doğrudan bir bağ vardır. Kabil iyi olmak yerine, iyiyi ortadan kaldırmayı düşünüyor. Peki, sizce neden?
32 Allah'ın gösterdiği yerden bakanın göreceği gerçek şu: Ölen değil öldüren kaybetti.
33 Hayat okul, varlık kitap , insan öğrencidir. İnsanın cehalet için geerli bir mazereti yoktur. Öğrenmek isteyen, kargadan bile ders alır.
34 İslâm'ın bütün bir insanlığın tüm zamanları zeminlerde değişmez değerleri olduğunun ifadesi.
35 Allah'a savaş açma şeytanın bile yapmadığı bir şedir.
36 Min hılafine verdiğimz manânın gerekçesi için bkz: A'raf 124, not 90. Bu cümle bir 'inşâ' cümlesi değil bir 'ihbar' cümlesidir ve dolayısıyla Kur'an el ve ayakların çaprazlama kesilmesi gibi bir cezayı emretmemekte, sadece nakletmektedir. Bu tür bir infaz Kur'an Tâhâ 71, Şu'ara 49 ve A'raf 124'te Firavun'un infaz yöntemi, nasıl olur da Alla'an emri olarak anlaşılabilir? Kaldı ki, Allah Rasulü'nün hiçbir muhalife böyle bir ceza uygulamadığı da tarihî bir gerçektir. 

8 Haziran 2017 Perşembe

4.Nisâ Sûresi 71-76. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

71 Siz ey iman edenler! 
Küçük müfrezeler hâlinde ya da 
topyekün orduyla ilerlerken ihtiyatlı hareket edin!
72 Aranızda elbette işi ağırdan alan kimseler olacak ve bir yenilgiyle karşılaştığınızda 
"Onlarla birlikte bulunmamam Allah'ın bana bir lutfudur" diyecekler. 
73 Fakat Allah'tan size bir zafer ihsan edildiğinde, bu kez de o kimseler sanki sizinle kendi aralarında hiçbir sevgi problemi yokmuş gibi 
"Ah n'olaydım, onlarla birlikte olaydım da o muhteşem başarıya ben de konaydım!" diyecekler.92
74 O hâlde, dünya hayatını âhiret hayatıyla takas etmek isteyenler Allah yolunda savaşsınlar. 
Allah yolunda savaşan herkese, ister öldürülsün ister galip  gelsin gelecekte muazzam bir ödül bahşedeceğiz.93
75 Size ne oluyor da, Allah yolunda 
"Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar 
ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!" diye yalvaran 
güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?94
76 İman edenler Allah yolunda, inkâr edenler de putlaştırılmış azgınlar yolunda savaş verirler. 
O hâlde, şeytanın evliyasına karşı savaş verin! 
Unutmayın ki şeytanın hilesi kesinlikle zayıftır.95


Dipnotlar

92 Son iki âyet, nifakın sonunda varıp demir atacağı limanın çıkarcılık olduğunu haber veriyor. 
93 Bu âyet, parçalanmış münafık kişiliğin alt-üst olmuş değer yargılarına karşılık, doğru kıymet hükümleri koyan selim bir akla uyarı niteliğindedir.
94 Zımnen: Meşru bir savaş ancak yüce değerler ve ahlâkî ilkeler uğruna verilen savaştır. Zulme karşı verilen savaş, savaşı sadece caiz kılmaz, insani sorumluluğun ve İslâmi yükümlülüğün zirvesi kılar. 
95 İnsanların ya sayılan değerler uğruna savaşan "iyilerden" , ya da aynı değerlere karşı savaşan "kötülerden" müteşekkil olacağını, hiç bir cephede yer almayanın anılmaya dahi değer olmadığını vurguluyor. 

7 Haziran 2017 Çarşamba

3.Âl-i İmran Sûresi 98-109. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

98 De ki: "Ey Kitap ehli! Allah yaptıklarınıza şahit olup dururken, niçin Allah'ın âyetlerini reddediyorsunuz?"
99 De ki: "Ey önceki vahyin takipçileri! Doğru olduğuna bizzat şahit olduğunuz hâlde, onu eğri göstermeye çalışarak, iman edenleri niçin Allah yolundan döndürmeye çabalıyorsunuz? Ne ki Allah yaptıklarınızdan asla gâfil değildir."
100 Siz ey (Kur'an'a) iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir fırkaya uyarsanız, sizi imanınızdan sonra yeniden inkâra döndürürler.
101 (Onlar böyle yapabilirler), ama siz nasıl olur da Allah'ın âyetleri size okunup dururken ve O'nun elçisi aranızdayken inkâra yeltenebilirsiniz? 
Ne var ki Allah'a sımsıkı yapışan, dosdoğru bir yola yöneltilmiş demektir.
102 Ey (Kur'an'a) iman edenler! 
Allah'a karşı sorumluluğunuzun gereğini hakkıyla yerine getirin! Ve (Allah'a) tam teslim olmadan can verecekseniz, sakın ölmeyin!86
103 Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın!87 
Ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: 
Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da, O'nun lutfu sayesinde kardeş oldunuz; 
ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız. 
104 Öyleyse sizler hayra çağıran meşru bir  olanı öneren, kötü ve yanlış olandan da sakındıran bir ümmet olun!88 
İşte onlar, evet onlardır sonsuz mutluluğa erenler.
105 Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra paçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın;
89 
işte bunlar var ya, korkunç bir azaba müstahak olanlardır;
106 bazı yüzlerin ağarıp bazı yüzlerin karardığı o günde, yüzü kara çıkanlara (denilecek ki): 
"imana erdikten sonra inkâra saptınız ha? O hâlde, inkârınızdan dolayı tadın azabı!"
107 Fakat yüzü ağaranlar Allah'ın rahmetine garkolacaklar; onlar o rahmette daimi kalacaklar.
108 İşte bütün bunlar Allah'ın mesajlarıdır. 
Biz bunları sana, gerçek bir amaca mebni olarak iletiyoruz; zira Allah, hiç kimseye haksızlık etmeyi murat etmez.
109 Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'a aittir, bu yüzden kainattaki her şey Allah'ın yasalarına göre hareket eder.90

Dipnotlar:

86 Çevirimizin gerekçesi için bkz: 2:132, not 252.
87 Allah Rasulü bu ipin Kur'an olduğunu söylemiştir (müslim, 2:227); Tirmizi, 4/343). Vahdet sosyal tevhid, tevhid akidevi vahdettir. Doğal olarak tefrika da sosyal şirk olmaktadır.
88 Çevirimiz Nesefî'nin mini beyaniyye sayan (ve'ltekûnû ummeten) yaklaşımına dayanır. Alternatif bir anlamı da şudur: "Ümmet saparsa onu düzeltecek bir maya topluluk bulunsun!" Bu bir ebedî risalet çağrısıdır. Risaletin Nebi'den sonra ümmetin omuzlarında olduğunu beyan eden bu âyet Fâtır 32 ışığında anlaşılmalıdır. Bu âyet "ümmet" olmanın bir takım kurmak ve kuru kuruya o takıma mensup olmak değil, ehliyet ve liyakat kesbetmek demeye geldiğinin belgesidir. Zira ummetin türedildiği kök "anne", ümmet de insanlığa anne gibi şefkat ve merhamet abidesi kesilen toplumdur.
89 Yasak olan görüş farklılığı değil, bu farklılıkların inanç birliğini parçalamasına izin vermektir.
90 Zımnen : Ey insan! Bütün bir kâinat Allah'ın yasalarına uyarken, sen Allah'ın tabiat, tarih ve toplum için koyduğu yasaları gözardı ederek nasıl bir netice elde etmeyi bekliyorsun?!

6 Haziran 2017 Salı

3.Âl-i İmran Sûresi 31-32. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım



31 De ki: 
"Eğer siz Allah'ı seviyorsanız beni izleyin ki Allah da sizi sevsin; 
ve günahlarınızı bağışlasın! 
Zira Allah çok bağışlayandır, 
eşsiz merhamet kaynağıdır."19
32 De ki: 
"Allah'a ve elçisine itaat edin! 
Yok eğer itaatten yüz çevirirseniz, 
iyi bilin ki Allah nankörleri sevmez."

Dipnotlar

19 Muhabbet mahlukat ağacının tohumudur (habbe). Zımnen: Eğer Allah'ı seviyorsanız, bunun bedeli Elçi'yi izlemektir. Allah'ı sevenden Allah'ı izlemesi istenmemiştir. Zira yerde yürüyenler iz bırakır ve iz bırakanlar izlenirler. Bu yüzden peygamberler insanlardan seçilmiştir. 


4 Haziran 2017 Pazar

2.Bakara Sûresi 135-141. Âyetleri

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım
2.Bakara Sûresi 135-141. Âyetleri

135 Onlar dediler ki: "Yahudileşin ya da Hıristiyanlaşın ki doğru yolu bulasınız!"256 
De ki: "Hayır, biz dosdoğru yol üzere bulunan İbrahim Milleti'ne mensubuz; üstelik o Allah'tan başkasına ilâhlık da yakıştırmazdı."
136 Deyiniz ki: 
"Biz Allah'a inanırız; bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve onların (iman) soyundan gelen (peygamberlere) indirilenlere; 
Musa'ya ve İsa'ya verilenlere; yani257 tüm nebilere Rablerinden verilenlere inanırız; onları birbirinden ayırt etmeyiz: 
zira biz sadece O'na teslim olanlarız.258
137 Eğer onlar sizin inandığınız gibi259 inanırlarsa, işte asıl o zaman doğru yola girmiş olurlar. Yok eğer bundan kaçınırlarsa, o zaman ayrımcılık çıkarıp sapan onlar olmuş olur.260 Onlara karşı, (tam zamanında) Allah sana yetecektir: zira O'dur (içinizden geçen dilekleri) işiten, (niyetlerinizi) ayrıntısıyla bilen.
138 Allah'ın boyasına (gelin), Allah'ın!.. 
Kim Allah'tan daha güzel boya vurabilir ki? 
İşte biz, (bunun için) yalnızca O'na kulluk ederiz.261 
139 (Kitap Ehli'ne) de ki: Allah hakkında bizimle tartışacak mısınız?262 
Hâlbuki O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; 
bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize, sizin yaptıklarınızın sorumluluğu size aittir: 
biz varlığımızı sadece O'na adadık.263
140 Yoksa siz "İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve onların neslinden gelenler Yahudi ya da Hıristiyan'dılar mı demek istiyorsunuz?264 Söyle onlara: Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?! Kendisine Allah'tan gelen bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir?265 
Ama Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
141 "Öncekiler bir ümmettiler, gelip geçtiler: 
Onların işledikleri kendilerine sizin işledikleriniz de size aittir; 
ve siz onların yaptıklarından asla sorumlu tutulmayacaksınız."266

Dipnotlar
256 Zımnen: Onlar Tevrat ve İncil'e Hz. Musa ve Hz. İsa'yı gönderen Allah'a çağırmak yerine kendilerine çağırdılar. Burada "Yahudileşin" ya da "Hıristiyanlaşın" biçiminde çevirdiğimiz kelimeleri "Yahudi olun" ya da "Hıristiyan olun" şeklinde çevirmek de mümkündür. Lâkin bu tür bir çeviri âyetin amacına uygun düşmemektedir. Çünkü 
1) Onlar burada Müslümanları Tevrat'a ya da İncil'e imana davet etmediler; zaten Tevrat'a ve İncil'e iman etmek Müslüman olmanın şartalrından biridir. 
2) Hz. Musa ve Hiz İsa'ya inanmaya da davet etmediler: çünkü Musa ve İsa Kur'an'ın tasdik ettiği ve Müslümanların iman ettiği iki peygamberdir. Onları inkâr eden de Müslüman olamaz. 
3) Kitap ehli söz konusu çağrıyı Hz. Musa ve Hz. İsa'ya tabi olmaya da yapmamaktadır. Çünkü, Kur'an zaten Hz. Peygamberi onları yoluna uymaya çağırmıştır (6:90). İşte bütün bunlardan dolayı Yahudilerin ve Hıristiyanların bir kitaba, bir şeriata, bir peygambere değil "yahudileşmeye" ve "hıristiyanlaşmaya" çağrıdır. Fâtiha'nın diliyle: "gazaba uğrayanların" ya da "sapıtlanların" yoluna çağrı. Yahudileşme için bkz: Yahudileşme Temayülü, İstanbul -1995 ve Hıristiyanlaşma için bkz: Üç Muhammed, İstanbul-2001, s.43-63.
257 Vav'ın tefsiriyye vurgusuyla.
258 Zımnen: Ey bizi kendilerine çağıranlar, biz sizin bu çağrınıza karışlık sizi kendimize çağırmıyoruz. Biz size "bizim gibi olun" da demiyoruz. Biz herkesi ışığın kaynağına çağırıyoruz. Bunu yaparken "siz-biz" ayrımı yapmıyoruz. Biz tüm vahiylere tüm peygamberlere hiçbir ayrımcılık yapmadan inandığımızı  ilan ediyoruz. Ama sizin ne birbirinizin değerlerine ne de bizim değerlerimize inanıyorsunuz. Şimdi söyleyin: Kimin çağrısı daha tutarlı, daha insânî ve doğru? Bakara 62 ve Mâide 69, bu âyet ışığında anlaşılmalıdır. 
259 Kitap Ehli'nin kendi değerlerine dahi aslına sadık bir biçimde inanmadıklarını îmâ eder. Onların problemi sadece eksik inanmak değil, aynı zamanda inanç esaslarını da tahrif etmekti. Bu ikinci problem sürdüğü sürece birincisinin çözümü hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Yani onlar da hiçbir ayrım gözetmeden tüm değerlere inandıklarını beyan etseler dahi, bu kez şu soru gündeme gelecektir: Gerçekten Kitab'a mı uydular, kitabına mı uydurdular?
260 Zımnen: İmanınız hakkında sizin ne dediğiniz değil, Allah'ın ne dediği önemlidir.
261 Zımnen: Ey Hıristiyanlar! Yeni doğan bebeleri doğuştan günahkâr addedip de vaftiz kazanına daldırmak yerine, insana doğuştan Allah'ın vurduğu fıtrat boyası olan İslam'a gelin! İnsan annesinden günahıyla birlikte doğmaz, ama sorumluluğuyla birlikte doğar?
Sıbğatullah "fıtratallah" olarak anlaşılmalıdır. Boyaların hası Allah'ın boyasıdır; Allah'ın boyası "fıtrat", yani insanın doğasıdır. Fıtrat, insanı doğasına Allah'ın döşediği muhteşem alt yapıdır. İnsanın tek doğal boyası budur; onun üzerine sürülen tüm boyalar sentetiktir. Zımnen: Müslüman olmak bir başka boyayla boyanmak değil, sentetik boyaları atıp kendi öz boyasına dönmektir. Bu yüzden İslâm'a dönüş öze dönüş, kendine geliştir.
262 Zımnen: Siz ey Allah'ın kendilerine soylarından, boylarından, mensubiyetlerinden dolayı özel muamele edeceğini savunanlar! Yalnızca bir zümrenin değil, âlemlerin Rabbi olan Allah'ın yargısını tartışacak mısınız?
263 Bir önceki âyetle birlikte zımnen: Allah'ın vurduğu rengi tartışmak, Allah'ı tartışmaktır: Bunu anlamıyor musunuz?
264 Zımnen: Tüm peygamberler müslümandır. Yedi kıraat imamından üçü yekûlûne okumuşlardır. Bu durumda şöyle olur: "..demek istiyorlar?" Taberî'nin saydığı bu okuyuşun bir üstteki âyetle üslûp ve kip açısından daha bir örtüştüğünü söyleyebilirz.
265 Burada gizlediği ifade edilen "tanıklık", Hz Peygamber'in geleceğine dair Kitab-ı Mukaddes'te yer alan atıflardır. Bu bilginin gizlendiğine dair atıflar 42 ve 76 âyetlerde de yer almıştı (Ayrıca krş: âyet 147).
266 Bu âyet 134. âyetle lafzen aynı, lâkin bağlam ve vurgu olarak farklıdır. âyet 134 atalarla övünmenin yerildiği âyetlerin hemen ardından gelmişken, bu âyet Yahudilerin atalarının kendilerine bildirilen hakikate karşı işledikleri cinayeti hatırlatan âyetin hemen ardından gelmiştir. Dolayısıyla 134. âyet ataların yaptığın iyiliklerin kişinin erdemine hiçbir şey katmayacağı vurgusunu, bu âyet ise ataların yaptığı kötülüklerden çocuklarının sorumlu tutulmayacağı vurgusunu taşır.

3 Haziran 2017 Cumartesi

79.Nâzi'ât Sûresi 27-33. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

79.Nâzi'ât Sûresi 27-33. Âyetler

27 Yaratılış açısından siz mi daha zorlusunuz, yoksa gök kubbe15 mi?16 Göğü O inşâ etti;
28 onu (içinde gök cisimleri) yüzecek şekilde yükseltti17 ve dengeli bir iç düzene kavuşturdu; 
29 onun gecesini adım adım kararttı, aydınlığını kıvamında çıkardı.
30 Ve onun ardından yeryüzünü yuvarlatarak düzene koydu;18
31 oradan suyunu ve bitki örtüsünü çıkarttı; 
32 ve dağları sağlamca yerleştirdi;19
33 siz ve hayvanlarınız için geçim aracı olsun diye.

Dipnotlar

15 29. Âyetin delâletiyle es-Semâ daki belirlilik ahd içindir: "bilinen ve görülen gök" anlamına.
16 Yani: Bu kadar sağlam olanı İnşa eden, sizi öldükten sonra yeniden diriltemez mi? İlk muhatapların 10-11. âyetteki inkârlarını red. Allah için 'zor' yoktur, dolayısıyla göğü ve insanı yaratması arasında da fark yoktur. Bu yüzden eşeddin bu bağlamdaki doğru karşılığı "sağlam"dır. Bu âyet Mü'min 56-57 ile birlikte okunmalıdır. Bencil ve küstahça bir böbürlenmeye dayalı insanı hakikatin tek ölçütü ilan eden hümanizmi red. Aynı zamanda insanın efdaliyyet ve eşrefiyyet düşüncesine Kur'anî bir endaze.
17 Semkin "balık" anlamındaki semekîn mastarı oluşuna dayanarak.
18 Dahv, "dolamak, döşemek, sarmak". Edhiye, devekuşunun yumurtasını kumda gömdüğü yuva. Yumurta o yuvaya kendi şeklini verdiği için tabiatıyla o yuva da yumurta gibi küreseldir. Midha (ç. medâhî) ceviz gibi yuvarlak taşlarla oynanan bir tür ipdaî golf oyunu (Lisân). Buradaki dehâ ile Şems 6'daki tahâ arasında hem mahreç hem mâna benzerliği vardır. Her ikisi de yeryüzünün yuvarlaklığına delâlet ederler (Bkz: 91:6'nın not 6). Hiç kuşku yok ki bu o günün insanı için mucizevi bir ihbardır.
19 Dağlar yeryüzünün kazıkları oluşu ile ilgili bkz: 21:31, not 41.


2 Haziran 2017 Cuma

77.Mürselât Sûresi 1-6. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım



1 Şahit olsun1 iyilik yaymak için art arda2 gönderilen (bu vahiyler)! 
2 Ardından bir fırtına gibi ortalığı kasıp kavuranlar!
3 Ve (İlâhi mesajı) yaydıkça yayanlar!
4 Peşinden (hak ile bâtılı) seçip ayıranlar!
5 derken (insanı) tarifsiz (güzellikte) bir öğütle buluşturanlar;
6 (o öğütle) imana yöneleni mazur addeden ve (tevbe için) uyarıda bulunanlar...


Dipnotlar
1 Yüksek bir belâgatın ifadesi olan ilâhî yeminler, varlığı oluşturan her unsurun "şahitlik" vasfını ifade eder. Tek sahip O'dur; gerisi hep şahittir. İnsan da şahitler kervanına bilinçli olarak katılmalıdır. Tefsir otoriteleri, ilk beş âyette yer alan sıfatların mevsufu konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bunlara "melekler", "rüzgârlar" veya "kâmil ruhlar" diyenler olduğu gibi, ilk ikisi melekler diğerleri rüzgâr veya ilk ikisi rüzgâr diğerleri melekler, ilk ikisi melekler müteakip üçü âyetler diyen de olmuştur. Tercihimizin gerekçesi  için mevsufsuz sıfatlarla başlayan beş sûrenin ilki olan 'Âdiyât 1'in notuna bkz.
2 Hem 'urfen masdarına mef'ul mânası vererek, hem de ism-i masdar anlamıyla. Kıl art arda, eş peşe dizildiği için at yelesine 'urf denilmiştir.

29 Mayıs 2017 Pazartesi

45.Câsiye Sûresi 36-37. Âyetler

Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

36 Sözün özü: Bütün övgüler, göklerin ve yerin tümünün Rabbi olan Allah'a mahsustur; âlemlerin Rabbine...
37 Göklerde ve yerde erişilmez büyüklük O'na mahsustur: zira O'dur mutlak üstün ve yüce olan, her hükmünde tam isabet kaydeden sadece O'dur.34



Dipnotlar

34 İman ve tasdik ettik ya Rab! İnsana şeref olarak Sana kul olmak yeter!

27 Mayıs 2017 Cumartesi

40.Mü'min Sûresi 23-46. Âyetler


Kovulmuş şeytanın şerrinden Rahmân Rahîm Allah'a sığınırım

23 Doğrusu Biz Musa'yı, mesajlarımızla ve (sahibinin doğruluğuna şahit olan) yaptırım gücü tartışılmaz bir belgeyle17 elçi göndermiştik:
24 Firavun'a, Hâmân'a ve Karun'a...
18 Fakat onlar "Yalancı sihirbazın teki" demişlerdi.
25 (Musa) kendilerine tarafımızdan gönderilmiş malum hakikatle gelince,
19 "Onun yanında yer alan mü'minlerin kadınlarını sağ bırakıp oğullarını öldürün!" dediler. Kâfirlerin entrikası asla hedefine ulaşmayacaktır.
26 Firavun "Beni bırakın, şu Musa'yı öldüreyim!" dedi ve ekledi: "O Rabbine yalvaradursun; ama ben asıl onun sizin hayat tarzınızı
20 değiştirmesinden ya da ülkede düzenin bozulmasından korkuyorum!"21
27 Musa dedi ki: "Ben kibre kapılıp Hesap Günü'ne inanmayan herkesten benim de Rabbim sizin de Rabbiniz (olana) sığınırım.
28 Firavun'un yakın çevresinden olup da imanını gizleyen mü'min bir adam şöyle çıkıştı:
22 "Bir adamı sırf 'Rabbim Allah'tır' dediği için, üstelik size Rabbinizden, hakikatin apaçık delilleriyle geldiği halde öldürecek misiniz? Kaldı ki, eğer yalancıysa yalanının zararı yalnız kendisinedir; yok eğer gerçeği söylüyorsa, tehdit ettiklerinin hiç değilse bir kısmı gelip sizi bulacaktır: çünkü Allah yalan dolanla kendini ziyan eden birini23 asla hedefine ulaştırmaz."
29 "Ey kavmim! Bugün iktidar sizin tekelinizde, ülkede ezici güçsünüz; tamam ama, eğer Allah'ın cezasına maruz kalırsak bize kim yardım edecek?"
Firavun dedi ki: "Ben size sadece kendi görüşümü bildiriyorum; ve sizi doğru olan alternatifsiz bir yola24  yöneltiyorum."
30 Yine iman eden kimse söze girerek dedi ki: "Ey kavmim! İnanın ki ben, şu (inkârda) ittifak etmiş toplulukların helâkine benzer bir günün sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum;
31 yani Nûh kaviminin, 'Âd ve Semud'un ve onlardan sonrakilerin uğradığı türden bir helâkin... Bir de (unutmayın) ki Allah, kullarına haksızlık etmeyi asla istemez."
32 "Ey Kavmim! Ben, herkesin birbirinden imdat dilediği o günün aleyhinize sonuçlanmasından korkuyorum.
33 O gün arkanızı dönüp kaçmaya çalışacaksınız, fakat Allah'ın (adâletinden) sizi kurtaracak kimse bulamayacaksınız: zira Allah kimi saptırırsa artık ona yol gösteren kimse bulunmaz.25
34 "Ve doğrusu daha önce Yusuf da size hakikatin apaçık belgeleriyle gelmişti; ama onun size getirdiklerine karşı sürekli bir şüphe taşıdınız; en sonunda Yusuf ölünce, kalkıp 'Allah ondan sonra bir daha elçi göndermeyecek'26 dediniz!"
İşte Allah düştükleri kuşku bataklığında debelenerek kendilerini harcayanları böyle yoldan çıkarır. 
35 Bu gibiler kendilerine ulaşmış hiçbir etkin belge ve yetki olmadan Allah'ın âyetleri hakkında ileri geri konuşurlar: (Bu) hem Allah katında, hem de iman edenler nezdinde büyük bir bayağılaşmadır: İşte Allah her kibirli zorbanın kalbini böyle mühürler.27
36 Ve Firavun "Ey Hâmân!28 diye emretti, "Bana görkemli bir kule yap! Belki böylece (amacımı gerçekleştirecek) araçlara ulaşırım; 
37 gökleri aşacağım araçlara...Böylece Musa'nın ilâhına erişebilirim (!).29 Hoş, ben onun bir yalancı olduğunu sanıyorum ya!"
İşte kötü davranışı Firavun'a böylesine güzel göründü ve doğru30 yoldan alıkonuldu:31 neticede Firavun'un düzeni, çöküşü (hızlandırmaktan) başka hiçbir işe yaramadı.
38 Derken iman eden o kimse, "Ey kavmim" dedi, "Bana uyun ki ben sizi akl-ı selim yoluna yönelteyim! 
39 Ey kavmim! Bu dünya hayatı sadece kısa vâdeli bir hazdır; bir de öteki (hayat) var: kalıcı diyar orasıdır.
40 Kim bir kötülük işlerse, sadece yaptığı kadarıyla cezalandırılır; ama kim de imanlı olarak güzel davranış sergilerse, -erkek ya da kadın fark etmez- işte bu gibiler cennete girecek ve orada haddi hesabı olmayan nimetler ikram edilecektir."
41 "Ey Kavmim! Nasıl oluyor da ben sizi kurtuluşa çağırırken siz beni ateşe çağırıyorsunuz? 
42 Siz beni hem Allah'ı inkâr etmeye hem de (tanrısal bir nitelik taşıdığı) hakkında hiçbir olmayan şeyleri32 O'na ortak koşmaya çağırırken, bense sizleri mutlak üstün ve yüce olup tekrar tekrar bağışlayana çağırıyorum.
43 Kesinlikle, sizin beni çağırdığınız şey ne dünyada ne de âhirette kendisine çağrılmaya lâyık bir şey değildir; zaten dönüşünüz de Allah'adır: ve elbet kendini harcayanlar ateşin yoldaşıdırlar.
44 Ve bir gün gelecek, bu sözlerimi bir bir hatırlayacaksınız. Bense işimi (ve ona ilişkin hükmü) Allah'a havale ediyorum: çünkü Allah kulların her şeyini görmektedir."
45 Derken Allah onu kavminin çirkin tuzaklarından korudu;33 Firavun ailesinin helâki ise azabın en kötüsüyle oldu: 
46 Ateş...Onlar o (ateşe) sabah ve akşam sunulacaklar;34 ve Son saat gelip çattığında (Allah şöyle buyuracak): "Firavun ailesine daha şiddetli cezayı verin!"

Dipnotlar

17 Sultân için bkz:17:65, not 86.
18 Bu üçünün birlikte anılması anlamlıdır. Zira bu üçü iktidarın üçayağını temsil eder: Firavun siyası ayağı, Hâmân bürokrasi ayağını, Karun ekonomik ayağı.
19 Arapça'da geçişsiz bir fiilî geçişli yapmanın birden çok yolu vardır. Fakat bir fiilî tef'il veya if'al babına taşıyarak geçişli yapmakla bâ edatıyla geçişli yapmak arasında fark vardır. Diğerlerinde öznenin aynı anda ve aynı yerde nesneyle birlikte olması şart değilken, sonuncusunda şarttır (Furûk). Burada câe bi şeklinde gelidiği için, "hakikati getirince" mânası değil "hakikatle gelince" mânası verdik. Çeviri boyunca buna uymaya çalıştık. Aksi durumlar ya istisnalar ya da gözümüzden kaçanlardır.
20 Dînin anlamı için ilk geçtiği 107:1'in ilk notuna bkz.
21 Fesad Kur'an'da hep insan davranışlarının neden olduğu ferdî, ictimaî ve tabiî çözülme süreçleri için kullanılır (Bkz: 30:41, not 49).
22 Saraydaki gizli mü'min kimliği yoruma açıktır. Süddi'ye göre Firavun'un amca oğludur. Asiye diyenler vardır. Bir ihtimal daha var: hanedanlar tarihinde istinaî olan muvahhid kral Ahneton. Ahneton iktidara gelince putperest Amon dinini yasakladı, sarayı halka açtı, Ahataton (Tanrıya adanmış şehir) adlı bir yeni bir başkent kurdu. Nihaî tahlinde bu âyet imanın gücünü temsil eden bir örnektir. Zımnen verilen mesaj şudur: 'Allah dilerse, küfrün ve zulmün kalbinde dahi yiğit mü'minler var eder.' Tabii ki Allah'ın ne zaman dileyeceği de, değişmez ve bozulmaz sünnetullah ile belirlenmiştir. Kullar elindeki geleni yaptığı zaman.
23 Musrifin açılımıdır (Bkz 39:53).
24 Mâ...illâ...kalıbının bu bağlamdaki en uygun karşılığı.
25 Zımnen: "Kim Allah'ın desteğini reddederse". Bkz: "Allah yoldan çıkmışlardan başkasını kesinlikle saptırmaz" )2:26). Aynı mânayı 34. âyetin son cümlesi de içermektedir.
26 Bu iki anlama gelir: Birincisi, Hz. Yusuf'tan sonra peygamberlik kurumunu toptan inkâr etmek. İkincisi, "Yusuf'tan sonra Yusuf gibi bir Peygamber asla gelmeyecek" demek. Her iki anlamda da bir ikiyüzlülük, bir samimiyetsizlik görülmektedir. Yaşarken peygamberliğine kuşkuyla bakılan Hz. Yusuf, vefatından sonra geriden gelen peygamberleri inkâra malzeme yapılmaktadır. Bu küfür, onu över gibi yaparak icra edilmektedir. Bu da, 5. âyette dile getirilen "batıla uğruna, hakikati kendisiyle alt etmeye çalışma"nın bir başka yöntemidir.
27 Bu parafın içeriği de, kendisinden önceki pasajda olduğu gibi "mü'min adam"a nisbet edilebilir. Fakat 35.âyetteki "polemik yapanlar" ifadesi, bu pasajı sûrenin başındaki 4. âyete bağlamaktadır. Dolayısıyla bu paragrafın içeriği Allah'a isnat edilmelidir.
28 Hâmân için bkz: 28:38, not 46.
29 Ünlem, Firavun alayına dikkat çekmek içindir.
30 es-Sebîldeki belirlilik çeviriye "doğru" kelimesiyle yansımıştır.
31 Ya da sadde okuyuşuna istinaden: "doğru yoldan döndü".
32 Kur'an'ada sık geçen bu kalıbın açıklaması için bkz: 29:8, not 8.
33 Hicrete adım adım yaklaşıldığı bir zaman diliminde bu pasajın ilk muhatabına mesajı açıktır: Sana karşı kurulan tuzaklara ve suikast planlarına karşı Allah sen de koruyacaktır. Bu ilâhî müjdenin gerçekleştiğine tarih şahittir.
34 Zımnen: "sürekli". 55. âyetteki "akşam sabah Allah'a anmak" bunun mükabilidir.